<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[ - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[ - http://www.zeynebikubra.com/forum]]></description>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2009 14:18:23 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Sevgi Ve Saygi]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=593</link>
			<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 15:56:17 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=593</guid>
			<description><![CDATA[S evgiler<br />
E senlikler <br />
V ar Olsun <br />
G üzel  Günler Olsun<br />
İ yilikler<br />
<br />
V ar Olsun<br />
E mekler<br />
<br />
S eraba Dönsün <br />
A çılsın Güller<br />
Y anmasın Canlar<br />
G onca Güller İçimizde Var olsun<br />
S evgimiz Saygımız Daim Olsun<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[S evgiler<br />
E senlikler <br />
V ar Olsun <br />
G üzel  Günler Olsun<br />
İ yilikler<br />
<br />
V ar Olsun<br />
E mekler<br />
<br />
S eraba Dönsün <br />
A çılsın Güller<br />
Y anmasın Canlar<br />
G onca Güller İçimizde Var olsun<br />
S evgimiz Saygımız Daim Olsun<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[selamun Aleykum]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=591</link>
			<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 11:22:01 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=591</guid>
			<description><![CDATA[selamun  Aleykum  site  çok  güzel  olmuş   ellerinize  sağlık  emeği  gecenlerden    allah  razı olsun  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[selamun  Aleykum  site  çok  güzel  olmuş   ellerinize  sağlık  emeği  gecenlerden    allah  razı olsun  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Anne-babalarin en cok yaptigi yanlislar neler?]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=590</link>
			<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 15:12:21 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=590</guid>
			<description><![CDATA[Cocuk uzerinde 3 onemli yanlisimiz var. <br />
<br />
Buyukler olarak cocuklarimiza karsi nedense cok sabirsiz ve suclayiciyiz. Farkinda degiliz belki ama onlar bizden farkli bir boyutta yasiyor. Lutfen onlara karsi suclayici ve alayci ifadeler kullanmaktan kacinalim. <br />
<br />
Cocuk egitiminde sosyal etki cok onemlidir. Guzel bir sey yaptiginda onu opmeniz, tebrik etmeniz, iltifat etmeniz onu tesvik edebilecegi gibi; kotu bir sey yaptiginda da biraz tavir koyarak veya soguk davranarak belli bir yaptirim gucu olusturabilirsiniz. Aileler, sosyal etkiyi hatali kullandiklarinda ise ciddi olumsuzluklar ortaya cikabiliyor. <br />
<br />
<br />
1-SUCLAYICI TAVIRLAR <br />
<br />
Cocuk buyurken dogru ve guzel olan davranislari yaptigi gibi, zaman zaman yanlis ve hatali davranislarda da bulunabilir. Cocuk yanlis yapar da biz ona sabirla dogrusunu anlatirsak ona cok sey kazandirabilir, yanlis zamanlarini dogrulari ogrenebilmek icin birer firsat olarak kullanabiliriz. Boylelikle cocuk, hem dogrusunu ogrenir ve hem de hayata karsi daha guclu hale gelir. <br />
<br />
Bizde ise maalesef cocuk hata yaptiginda hemen yuzune vuruluyor ve suclayici asagilayici tavirlar icerisine giriliyor. Hatta bazi anne-babalar daha etkili olsun diye bunu ozellikle baskalarinin yaninda yapiyor. Tabii o zaman yikim da o oranda buyuk oluyor. Cocuk hicbir zaman asagilanip kucuk dusurulmemeli, hele hele bu baskalarinin yaninda asla yapilmamali. Bunun yerine sicak bir diyalog ile "Bak oglum/kizim yaptigin bu davranis beni cok uzdu" seklinde "ben" dili ile yapacagimiz, onu anlamaya yonelik konusma ile baslanmali ve onun neden boyle bir sey yaptigi anlasilmalidir. Belki hakli bir gerekcesi vardir? Belki yaptiginin yanlis bir sey oldugunu bilmiyordur bile.<br />
<br />
2) HAKARETLER <br />
<br />
Cocuklarin, uzerlerine yazi yazilmamis beyaz kâgitlara benzetildigini hepimiz biliriz. Kâgit bostur ve uzerine ne yazsan kalir. Atalarimiz "Bir akilli adama kirk kisi deli derse adam deli olur." demisler. Sokakta yururken akli basinda gorunumlu ve kimi doktor, kimi muhendis, kimi ogretmen oldugunu bildiginiz kirk kisi art arda "Deli misin kardesim ne bu hal?" dese once kendinizi kamera sakasinda zanneder; ancak ortaya kamera falan da cikmayinca soyle durup bir dusunursunuz. Deli oldugunuza kanaat getirmeseniz bile en azindan "Acaba deli gibi mi davraniyorum, bu adamlar bana neden boyle dediler?" diye deli olup olmadiginiz konusunda supheye dusebilirsiniz. <br />
<br />
Iste siz dahi boyle bir supheye duserken, bembeyaz kâgit misali o masum yavruya hakaretler edilmesi onun kisiliginde ne gibi izler birakir acaba diye hic dusunduk mu? Surekli aptal, beceriksiz, geri zekâli ve belki de bundan daha agir hakaretler duyan ve bunlarla yetisen cocuk ileride nasil kendine guvenen, atik, girisimci ve hepsinden onemlisi ruhen saglikli bir insan olacak? <br />
<br />
<br />
3) ALAY ETME <br />
<br />
Bircok anne-baba cocuklarinda gordukleri hatali davranisi onunla alay ederek giderebileceklerini sanarak, yanilirlar. Tirnaklarini yiyen veya altini islatan cocukla alay edilerek manevi baski olusturulur ve bu sayede cocugun bundan vazgececegi sanilir. Halbuki bu tur davranis bozukluklarinda sorun, bizlerin alaylari ile daha da pekiserek derinlesir. Bu tur davranis kusurlariyla dalga gecmek yerine sorunu cozebilmek icin dogru adimlari atmak gerekir. Ornegin tirnak yiyen cocuklarin % 90'i bunu ilgi cekmek icin yaparlar ve anne-baba bu durumla ilgilendikce pekiserek devam eder. Bircok tirnak yiyen cocugun tedavisinde ebeveynlere 'gormezden gelin' tavsiyesinde bulunularak sorun giderilebilir. Bazi cocuklar da belli stres faktorleri nedeniyle tirnak yerler ki o zaman da stresi ortaya cikaran faktorlerin uzerine gidilmesi gerekir. Yani cozum kesinlikle alay etmeyle saglanamaz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Cocuk uzerinde 3 onemli yanlisimiz var. <br />
<br />
Buyukler olarak cocuklarimiza karsi nedense cok sabirsiz ve suclayiciyiz. Farkinda degiliz belki ama onlar bizden farkli bir boyutta yasiyor. Lutfen onlara karsi suclayici ve alayci ifadeler kullanmaktan kacinalim. <br />
<br />
Cocuk egitiminde sosyal etki cok onemlidir. Guzel bir sey yaptiginda onu opmeniz, tebrik etmeniz, iltifat etmeniz onu tesvik edebilecegi gibi; kotu bir sey yaptiginda da biraz tavir koyarak veya soguk davranarak belli bir yaptirim gucu olusturabilirsiniz. Aileler, sosyal etkiyi hatali kullandiklarinda ise ciddi olumsuzluklar ortaya cikabiliyor. <br />
<br />
<br />
1-SUCLAYICI TAVIRLAR <br />
<br />
Cocuk buyurken dogru ve guzel olan davranislari yaptigi gibi, zaman zaman yanlis ve hatali davranislarda da bulunabilir. Cocuk yanlis yapar da biz ona sabirla dogrusunu anlatirsak ona cok sey kazandirabilir, yanlis zamanlarini dogrulari ogrenebilmek icin birer firsat olarak kullanabiliriz. Boylelikle cocuk, hem dogrusunu ogrenir ve hem de hayata karsi daha guclu hale gelir. <br />
<br />
Bizde ise maalesef cocuk hata yaptiginda hemen yuzune vuruluyor ve suclayici asagilayici tavirlar icerisine giriliyor. Hatta bazi anne-babalar daha etkili olsun diye bunu ozellikle baskalarinin yaninda yapiyor. Tabii o zaman yikim da o oranda buyuk oluyor. Cocuk hicbir zaman asagilanip kucuk dusurulmemeli, hele hele bu baskalarinin yaninda asla yapilmamali. Bunun yerine sicak bir diyalog ile "Bak oglum/kizim yaptigin bu davranis beni cok uzdu" seklinde "ben" dili ile yapacagimiz, onu anlamaya yonelik konusma ile baslanmali ve onun neden boyle bir sey yaptigi anlasilmalidir. Belki hakli bir gerekcesi vardir? Belki yaptiginin yanlis bir sey oldugunu bilmiyordur bile.<br />
<br />
2) HAKARETLER <br />
<br />
Cocuklarin, uzerlerine yazi yazilmamis beyaz kâgitlara benzetildigini hepimiz biliriz. Kâgit bostur ve uzerine ne yazsan kalir. Atalarimiz "Bir akilli adama kirk kisi deli derse adam deli olur." demisler. Sokakta yururken akli basinda gorunumlu ve kimi doktor, kimi muhendis, kimi ogretmen oldugunu bildiginiz kirk kisi art arda "Deli misin kardesim ne bu hal?" dese once kendinizi kamera sakasinda zanneder; ancak ortaya kamera falan da cikmayinca soyle durup bir dusunursunuz. Deli oldugunuza kanaat getirmeseniz bile en azindan "Acaba deli gibi mi davraniyorum, bu adamlar bana neden boyle dediler?" diye deli olup olmadiginiz konusunda supheye dusebilirsiniz. <br />
<br />
Iste siz dahi boyle bir supheye duserken, bembeyaz kâgit misali o masum yavruya hakaretler edilmesi onun kisiliginde ne gibi izler birakir acaba diye hic dusunduk mu? Surekli aptal, beceriksiz, geri zekâli ve belki de bundan daha agir hakaretler duyan ve bunlarla yetisen cocuk ileride nasil kendine guvenen, atik, girisimci ve hepsinden onemlisi ruhen saglikli bir insan olacak? <br />
<br />
<br />
3) ALAY ETME <br />
<br />
Bircok anne-baba cocuklarinda gordukleri hatali davranisi onunla alay ederek giderebileceklerini sanarak, yanilirlar. Tirnaklarini yiyen veya altini islatan cocukla alay edilerek manevi baski olusturulur ve bu sayede cocugun bundan vazgececegi sanilir. Halbuki bu tur davranis bozukluklarinda sorun, bizlerin alaylari ile daha da pekiserek derinlesir. Bu tur davranis kusurlariyla dalga gecmek yerine sorunu cozebilmek icin dogru adimlari atmak gerekir. Ornegin tirnak yiyen cocuklarin % 90'i bunu ilgi cekmek icin yaparlar ve anne-baba bu durumla ilgilendikce pekiserek devam eder. Bircok tirnak yiyen cocugun tedavisinde ebeveynlere 'gormezden gelin' tavsiyesinde bulunularak sorun giderilebilir. Bazi cocuklar da belli stres faktorleri nedeniyle tirnak yerler ki o zaman da stresi ortaya cikaran faktorlerin uzerine gidilmesi gerekir. Yani cozum kesinlikle alay etmeyle saglanamaz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[güzel  hadisler]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=589</link>
			<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 15:06:47 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=589</guid>
			<description><![CDATA[Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: &#8220;İnsanların cennete girmesine en çok sebep olan şey, Allah&#8217;dan sa­kınması ve güzel ahlaklı olmasıdır.&#8221;  <br />
Bihar&#8217;ul Envar, c.71, s.373<br />
<br />
Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: &#8220;Bir işi yapmaya himmet edersen önce akıbetini düşün. Eğer hayırlıysa ve sonunda başarı ve ilerlemeni sağlayacaksa  onu takip et. Yok eğer fasit ve bozuk bir şey ise, onu terk et.&#8221; Bihar&#8217;ul Envar, c.77, s.130 <br />
İmam Sadık (a.s)&#8217;a takvanın anlamı sorulunca şöyle buyurmuştur: &#8220;(Takva Allah&#8217;ın) seni, emrettiği iş­lerde kaybetmemesi ve nehy ettiği işlerde ise görmeme­sidir.&#8221; (Yani, Allah&#8217;ın emrettiğini yapmak, nehy ettiğin­den sakınmaktır.)Sefinet&#8217;ül Bihar, s.2, s.678 <br />
Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: &#8220;Kavmin­den (yakınlarından) salih bir insandan utandığın gibi Allah&#8217;tan utan.&#8221; (Müstedrek&#8217;ül Vesail, c.8, s.466, 10027.hadis)  <br />
Emir&#8217;el Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Gözlerini önüne dikmek (kapamak) şehvetler­den/günahlardan en güzel koruyucudur.&#8221; <br />
(Gurer&#8217;ul Hikem/321)<br />
Emir&#8217;el Müminin İmam Ali (a.s), İbn-i Mülcem (Allah ona lanet etsin) tarafından kılıçla yaralanınca oğlu Hasan ve Hüseyin (a.s)&#8217;a şöyle buyurdu: &#8220;Size Al­lah&#8217;tan korkmanızı ve her ne kadar dünya sizi istese de dünyayı istememenizi, dünya sizden bir şey aldığında buna üzülmemenizi, hak üzere konuşmanızı, (ahirette alacağınız) mükafat için amel etmenizi, zalime düşman ve mazluma ise yardımcı olmanızı tavsiye ediyorum.&#8221; <br />
(Nehc&#8217;ül Belağa  47. Mektup)<br />
<br />
Emir&#8217;el Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: &#8220;Ey oğlum sizlere Allah&#8217;tan sakınmanızı, em­rini gerekli görmenizi, zikriyle kalbinizi abad/bayındır kılmanızı (muhabbet ve aşk ocağı olan kalp ilahi aşk nuruyla daha iyi nurlanır ve Allah&#8217;tan gayrisine tevec­cüh etmez.) ve ipine sarılmanızı vasiyet ediyorum. Eğer sarılacak olursan Allah ile kendi arandaki sebep­ten/vesileden daha sağlam hangi sebep/vesile olabilir.! <br />
(Nehc&#8217;ül Belağa 31. Mektup)<br />
Ebi Usame şöyle diyor: &#8220;Eba Abdillah (a.s)&#8217;ın (İmam Sadık&#8217;ın) şöyle buyurduğunu işittim: &#8220;Allah&#8217;tan kork, ver&#8217;a /takva sahibi ol, ibadetlerde gayretli davran, doğru konuş emanete riayet et, güzel ahlaklı ol ve kom­şularına iyi davran. İnsanları kendinize, dillerinizden gayrisiyle (amellerinizle) davet edin. Bize süs olun, bize utanç kaynağı olmayın, rüku ve secdeleriniz uzun olsun, şüphesiz ki sizden birinin rüku ve secdeleri uzarsa şey­tan arkalarından şöyle feryat eder: &#8220;Eyvahlar olsun bana; bu itaat etti, ben ise isyan ettim, o secde etti, ben ise secde etmekten sakındım.&#8221; <br />
(el-Kafi, c.2, s.77<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: &#8220;İnsanların cennete girmesine en çok sebep olan şey, Allah&#8217;dan sa­kınması ve güzel ahlaklı olmasıdır.&#8221;  <br />
Bihar&#8217;ul Envar, c.71, s.373<br />
<br />
Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: &#8220;Bir işi yapmaya himmet edersen önce akıbetini düşün. Eğer hayırlıysa ve sonunda başarı ve ilerlemeni sağlayacaksa  onu takip et. Yok eğer fasit ve bozuk bir şey ise, onu terk et.&#8221; Bihar&#8217;ul Envar, c.77, s.130 <br />
İmam Sadık (a.s)&#8217;a takvanın anlamı sorulunca şöyle buyurmuştur: &#8220;(Takva Allah&#8217;ın) seni, emrettiği iş­lerde kaybetmemesi ve nehy ettiği işlerde ise görmeme­sidir.&#8221; (Yani, Allah&#8217;ın emrettiğini yapmak, nehy ettiğin­den sakınmaktır.)Sefinet&#8217;ül Bihar, s.2, s.678 <br />
Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: &#8220;Kavmin­den (yakınlarından) salih bir insandan utandığın gibi Allah&#8217;tan utan.&#8221; (Müstedrek&#8217;ül Vesail, c.8, s.466, 10027.hadis)  <br />
Emir&#8217;el Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Gözlerini önüne dikmek (kapamak) şehvetler­den/günahlardan en güzel koruyucudur.&#8221; <br />
(Gurer&#8217;ul Hikem/321)<br />
Emir&#8217;el Müminin İmam Ali (a.s), İbn-i Mülcem (Allah ona lanet etsin) tarafından kılıçla yaralanınca oğlu Hasan ve Hüseyin (a.s)&#8217;a şöyle buyurdu: &#8220;Size Al­lah&#8217;tan korkmanızı ve her ne kadar dünya sizi istese de dünyayı istememenizi, dünya sizden bir şey aldığında buna üzülmemenizi, hak üzere konuşmanızı, (ahirette alacağınız) mükafat için amel etmenizi, zalime düşman ve mazluma ise yardımcı olmanızı tavsiye ediyorum.&#8221; <br />
(Nehc&#8217;ül Belağa  47. Mektup)<br />
<br />
Emir&#8217;el Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: &#8220;Ey oğlum sizlere Allah&#8217;tan sakınmanızı, em­rini gerekli görmenizi, zikriyle kalbinizi abad/bayındır kılmanızı (muhabbet ve aşk ocağı olan kalp ilahi aşk nuruyla daha iyi nurlanır ve Allah&#8217;tan gayrisine tevec­cüh etmez.) ve ipine sarılmanızı vasiyet ediyorum. Eğer sarılacak olursan Allah ile kendi arandaki sebep­ten/vesileden daha sağlam hangi sebep/vesile olabilir.! <br />
(Nehc&#8217;ül Belağa 31. Mektup)<br />
Ebi Usame şöyle diyor: &#8220;Eba Abdillah (a.s)&#8217;ın (İmam Sadık&#8217;ın) şöyle buyurduğunu işittim: &#8220;Allah&#8217;tan kork, ver&#8217;a /takva sahibi ol, ibadetlerde gayretli davran, doğru konuş emanete riayet et, güzel ahlaklı ol ve kom­şularına iyi davran. İnsanları kendinize, dillerinizden gayrisiyle (amellerinizle) davet edin. Bize süs olun, bize utanç kaynağı olmayın, rüku ve secdeleriniz uzun olsun, şüphesiz ki sizden birinin rüku ve secdeleri uzarsa şey­tan arkalarından şöyle feryat eder: &#8220;Eyvahlar olsun bana; bu itaat etti, ben ise isyan ettim, o secde etti, ben ise secde etmekten sakındım.&#8221; <br />
(el-Kafi, c.2, s.77<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bazı Duaların Manaları]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=588</link>
			<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 14:55:00 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=588</guid>
			<description><![CDATA[Bazı duaların manalarıSabah akşam 100 kere okununca bütün günahların affedileceği tesbih:<br />
(Sübhânallahi ve bi-hamdihi, sübhânallahil azîm)<br />
Manası: <br />
Kemâl sıfatlarla muttasıf ve noksan sıfatlardan beri olan Allah&#8217;ı hamd ile tesbih ederim.<br />
<br />
Namazda tesbihleri çektikten sonra duaya eller kaldırırken okunursa günahların affedileceği dua:<br />
(Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli şey&#8217;in kadîr) <br />
Manası: <br />
Allah&#8217;tan başka ilah yoktur. İbadete layık yalnız Allah&#8217;tır, O birdir, ortağı yoktur, kâinat Onun mülküdür, hamd Ona mahsustur, O her şeye kadirdir.<br />
<br />
Sıkıntılardan kurtulmak için okunan kelime-i temcid:<br />
(Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhilaliyyilazîm) <br />
Manası:<br />
Allah&#8217;tan başka güç kuvvet sahibi yoktur. Her şeye kuvvet ve güç veren ancak zati ve sübuti sıfatların sahibi yüce Allah&#8217;tır.<br />
<br />
Korku ve belalardan kurtulmak için sabah akşam üç kere okunan dua: <br />
(Bismillâhillezi lâ yedurru measmihi şey ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semi ul alim) <br />
Manası: <br />
Allah&#8217;ın yüce ismine sığınana yerde ve gökte hiç bir şey zarar veremez, O, her şeyi işitir ve bilir.<br />
<br />
Nazardan ve her türlü zarardan korunmak için okunan dua:<br />
(Euzü bikelimâtillahittammâti min şerri mâ haleka) <br />
Manası: <br />
Bütün yaratıkların şerrinden Allah&#8217;ın kusursuz kelamlarına [âyetlerine yani Kur'ana] sığınırım. [Zira âyetlerinde gizli açık her ilim, her ihsan, her tedbir vardır.] <br />
<br />
Nazar değene okunacak dua:<br />
(Euzü bi-kelimatillahittammati min şerri külli şeytanin ve hammatin ve min şerri külli aynin lammetin) [Bu dua her sabah ve akşam üç defa okunup kendi üzerine veya hastanın üzerine üflenirse, göz değmesinden ve şeytanların ve hayvanların zararından korur.]<br />
Manası: <br />
Şeytanların, haşaratın ve kem gözlerin şerrinden Allah&#8217;ın kusursuz kelamlarına [âyetlerine yani Kur'ana] sığınırım. [Zira âyetlerinde gizli açık her ilim, her ihsan, her tedbir vardır.] <br />
<br />
Günahları affettiren en kıymetli tesbih:<br />
(Sübhânallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber) <br />
Manası: <br />
Allah&#8217;ı hamd ve tesbih ederim. Allah&#8217;tan başka ilah yoktur ve O en büyüktür. <br />
<br />
Sabah akşam okunması gereken istiğfar:<br />
(Allahümme ente rabbi lailahe illa ente halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve vadike mestetatü euzü bike min şerri ma sanatü ebuü leke bi-nimetike aleyye ve ebuü bi zenbi fağfirli zünubi feinnehü la yağfirüzzünübe illa ente. La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zâlimin) [Bunu sabah okuyan, akşama kadar, akşam okuyan, sabaha kadar ölürse, şehid olur.]<br />
Manası: <br />
Allah&#8217;ım, sen benim rabbimsin, senden başka mabud yoktur, ancak sen varsın, beni yoktan yaratan sensin, ve ben senin kulunum, gücüm nispetinde sana verdiğim ahdimde ve sözümde duruyorum, işlemiş olduğum kötü şeylerin şerrinden sana sığınırım, bana olan nimetlerini ve günahlarımı da sana itiraf ederim, benim günahlarımı affet çünkü senden başka bağışlayıcı yoktur. Senden başka hiç bir ilâh yoktur, seni bütün noksanlıklardan, tenzîh ederim. Gerçekten ben, nefsime haksızlık edenlerdenim.<br />
<br />
Dinde sebat edip son nefeste iman ile ölmek için: <br />
(Allahümme, ya mukallibel kulüb, sebbit kalbi, alâ dinik) <br />
Manası: <br />
Ey büyük Allah&#8217;ım, kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren, ancak sensin. Kalbimi, dininde sâbit kıl, dininden döndürme, Müslümanlıktan ayırma!<br />
<br />
Tecdid-i iman ve nikah duası:<br />
(Allahümme innî ürîdü en üceddidel-îmâne ven-nikaha tecdîden bikavli la ilahe illallah Muhammedün Resulullah) <br />
Manası: <br />
Ya Rabbi, la ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyerek imanımı ve nikahımı tazeliyorum. <br />
<br />
Peygamberimizin çok okuduğu dua:<br />
(Allahümme inni eselükes-sıhhate vel-afiyete vel-emanete ve hüsnel-hulkı verrıdae bilkaderi birahmetike ya Erhamerrahimin)<br />
Manası: <br />
Ya Rabbi, senden, sıhhat ve afiyet ve emanete hıyanet etmemek ve güzel ahlak ve kaderden razı olmak istiyorum. Ey merhamet sahiplerinin en merhametlisi! Merhametin hakkı için, bunları bana ver! <br />
<br />
Öfkelenince okunacak dua: <br />
(Allahümmağfir li-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mineşşeytan)<br />
Manası: <br />
Ya Rabbi! Günahımı af eyle. Beni kalbimdeki öfkeden ve şeytanın vesvesesinden kurtar. <br />
<br />
Sabah ve akşam okunan iman duası: <br />
(Allahümme inni euzü bike min en üşrike bike şey-en ve ene alemü ve estağfirü-ke li-ma la-alemü inneke ente allamül-guyub) <br />
Manası: <br />
Allah&#8217;ım bilerek şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmeyerek koştumsa beni affet, sen her şeyi bilirsin. <br />
<br />
Yemek duası:<br />
(El-hamdü-lillahillezi eşbeana ve ervana min-gayrı-havlin minna ve la kuvveh. Allahümme at'imhüm kema at'amuna. Allahümmerzukna kalben takıyyen, mineşşirki beriyyen la kâfiren ve şakıyyen velhamdülillahi rabbilalemin)<br />
Manası: <br />
Bizim gücümüz kuvvetimiz olmadan, bizi nimetleri ile doyuran ve susuzluğumuzu gideren Allahü teâlâya hamd olsun. Ya Rabbi, bize bu yemeğin hazırlanmasında emeği geçen ve bize bu nimetleri ikram edenlere sen de ikram et. Ya rabbi, bizim kalbimizi şirk ve kötülüklerden koru. Bizlere, dinimizin emirlerine uyan bir kalb nasip eyle. <br />
<br />
Şükür duası: <br />
(Allahümme mâ esbaha bi min nimetin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerike leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükür) <br />
Manası: <br />
Ya Rabbi, bana ve diğer yarattıklarına verdiğin maddi ve manevi nimetlerin sabaha (akşama) kadar bizim yanımızda kalması yalnız Sendendir. Senin ortağın yoktur. Sana hamd ve şükrediyoruz.<br />
[Akşam okurken (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsa) demelidir.]<br />
<br />
Salevat: [En kısası] <br />
Allahümme salli alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed:<br />
Manası: <br />
Allah&#8217;ım Muhammed aleyhisselama ve Onun âline salat-ü selam olsun. <br />
__________________<br />
<br />
<br />
ALLAH,Ehl-i Beyt'in rahmet ve mağrifetini esirgemesin ve cümle müminleri onların yolundan yürütsün,razı olsun,zalimlere karşı yüceltsin....AMİN....<br />
İmam Bakır(as)&#8217;ın ashabından biri kendisinden sordu: Hangi ibadet daha daha iyidir?<br />
<br />
İmam buyurdu; Allah(cc) katında hiçbir ibadet kendi katında olan bir şeyin ondan istenmesinden daha iyi değildir ve hiçbir kimse Allah(cc) katında kendisine ibadet etmeyen ve Ondan bir şey istemekten tekepbür eden kişi kadar buğz edilmiş değildir. (Usul-u Kafi-Farsca Tercümesi, C:3, S.210)<br />
<br />
İmam Sadık yine buyuruyor; Dua etmek sizin üzerinize olsun. Çünkü hiçbir şeyle aynı onun gibi Allah&#8217;a yakınlaşamazsınız. Küçük hacetleriniz dahi olsadua etmeyi, küçük olduğu için bırakmayınız,zira küçük hacetlerde büyük hacetleri bağışlayanın elinde bulunmaktadır. (Usul-u Kafi, C:4, S:210)<br />
<br />
Allah Resulü (sav) buyuruyor; Dua mümin&#8217;in silahı, dinin direği ve yerin ve göğün nurudur. (Usul-u Kafi, C:4, S:213)<br />
<br />
Allah Resulü (sav) buyuruyor; Sizlere düşmanlardan kurtuluş verecek silahı ve rızkınızı artıracak şeydeyol göstereyim mi?<br />
<br />
Arzettiler; Evet, ya Resulullah.<br />
<br />
Buyurdu; Allah&#8217;a gece ve gündüz dua ediniz, zira mümin&#8217;in silahı duadır.(1)<br />
<br />
İmam Rıza(as) her zaman ashabına buyuruyordu; Peygamberlerin silahı sizin üzerinize olsun. Ona arzettiler; Peygamberlerin silahı nedir? Buyurdu; Dua&#8217;dır.(2) <br />
<br />
İmam Sadık(as) buyurdu; Dua, keskin mızraktan daha etkilidir. (3)<br />
<br />
Ashabından birisine buyurdu; Dua senin üzerine olsun, O her derdin dermanıdır.(4)<br />
<br />
(1,2,3; Usul-u Kafi-Farsca Tercümesi, 4 Usul-u Kafi-Farsca Tercümesi)<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bazı duaların manalarıSabah akşam 100 kere okununca bütün günahların affedileceği tesbih:<br />
(Sübhânallahi ve bi-hamdihi, sübhânallahil azîm)<br />
Manası: <br />
Kemâl sıfatlarla muttasıf ve noksan sıfatlardan beri olan Allah&#8217;ı hamd ile tesbih ederim.<br />
<br />
Namazda tesbihleri çektikten sonra duaya eller kaldırırken okunursa günahların affedileceği dua:<br />
(Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli şey&#8217;in kadîr) <br />
Manası: <br />
Allah&#8217;tan başka ilah yoktur. İbadete layık yalnız Allah&#8217;tır, O birdir, ortağı yoktur, kâinat Onun mülküdür, hamd Ona mahsustur, O her şeye kadirdir.<br />
<br />
Sıkıntılardan kurtulmak için okunan kelime-i temcid:<br />
(Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhilaliyyilazîm) <br />
Manası:<br />
Allah&#8217;tan başka güç kuvvet sahibi yoktur. Her şeye kuvvet ve güç veren ancak zati ve sübuti sıfatların sahibi yüce Allah&#8217;tır.<br />
<br />
Korku ve belalardan kurtulmak için sabah akşam üç kere okunan dua: <br />
(Bismillâhillezi lâ yedurru measmihi şey ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semi ul alim) <br />
Manası: <br />
Allah&#8217;ın yüce ismine sığınana yerde ve gökte hiç bir şey zarar veremez, O, her şeyi işitir ve bilir.<br />
<br />
Nazardan ve her türlü zarardan korunmak için okunan dua:<br />
(Euzü bikelimâtillahittammâti min şerri mâ haleka) <br />
Manası: <br />
Bütün yaratıkların şerrinden Allah&#8217;ın kusursuz kelamlarına [âyetlerine yani Kur'ana] sığınırım. [Zira âyetlerinde gizli açık her ilim, her ihsan, her tedbir vardır.] <br />
<br />
Nazar değene okunacak dua:<br />
(Euzü bi-kelimatillahittammati min şerri külli şeytanin ve hammatin ve min şerri külli aynin lammetin) [Bu dua her sabah ve akşam üç defa okunup kendi üzerine veya hastanın üzerine üflenirse, göz değmesinden ve şeytanların ve hayvanların zararından korur.]<br />
Manası: <br />
Şeytanların, haşaratın ve kem gözlerin şerrinden Allah&#8217;ın kusursuz kelamlarına [âyetlerine yani Kur'ana] sığınırım. [Zira âyetlerinde gizli açık her ilim, her ihsan, her tedbir vardır.] <br />
<br />
Günahları affettiren en kıymetli tesbih:<br />
(Sübhânallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber) <br />
Manası: <br />
Allah&#8217;ı hamd ve tesbih ederim. Allah&#8217;tan başka ilah yoktur ve O en büyüktür. <br />
<br />
Sabah akşam okunması gereken istiğfar:<br />
(Allahümme ente rabbi lailahe illa ente halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve vadike mestetatü euzü bike min şerri ma sanatü ebuü leke bi-nimetike aleyye ve ebuü bi zenbi fağfirli zünubi feinnehü la yağfirüzzünübe illa ente. La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zâlimin) [Bunu sabah okuyan, akşama kadar, akşam okuyan, sabaha kadar ölürse, şehid olur.]<br />
Manası: <br />
Allah&#8217;ım, sen benim rabbimsin, senden başka mabud yoktur, ancak sen varsın, beni yoktan yaratan sensin, ve ben senin kulunum, gücüm nispetinde sana verdiğim ahdimde ve sözümde duruyorum, işlemiş olduğum kötü şeylerin şerrinden sana sığınırım, bana olan nimetlerini ve günahlarımı da sana itiraf ederim, benim günahlarımı affet çünkü senden başka bağışlayıcı yoktur. Senden başka hiç bir ilâh yoktur, seni bütün noksanlıklardan, tenzîh ederim. Gerçekten ben, nefsime haksızlık edenlerdenim.<br />
<br />
Dinde sebat edip son nefeste iman ile ölmek için: <br />
(Allahümme, ya mukallibel kulüb, sebbit kalbi, alâ dinik) <br />
Manası: <br />
Ey büyük Allah&#8217;ım, kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren, ancak sensin. Kalbimi, dininde sâbit kıl, dininden döndürme, Müslümanlıktan ayırma!<br />
<br />
Tecdid-i iman ve nikah duası:<br />
(Allahümme innî ürîdü en üceddidel-îmâne ven-nikaha tecdîden bikavli la ilahe illallah Muhammedün Resulullah) <br />
Manası: <br />
Ya Rabbi, la ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyerek imanımı ve nikahımı tazeliyorum. <br />
<br />
Peygamberimizin çok okuduğu dua:<br />
(Allahümme inni eselükes-sıhhate vel-afiyete vel-emanete ve hüsnel-hulkı verrıdae bilkaderi birahmetike ya Erhamerrahimin)<br />
Manası: <br />
Ya Rabbi, senden, sıhhat ve afiyet ve emanete hıyanet etmemek ve güzel ahlak ve kaderden razı olmak istiyorum. Ey merhamet sahiplerinin en merhametlisi! Merhametin hakkı için, bunları bana ver! <br />
<br />
Öfkelenince okunacak dua: <br />
(Allahümmağfir li-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mineşşeytan)<br />
Manası: <br />
Ya Rabbi! Günahımı af eyle. Beni kalbimdeki öfkeden ve şeytanın vesvesesinden kurtar. <br />
<br />
Sabah ve akşam okunan iman duası: <br />
(Allahümme inni euzü bike min en üşrike bike şey-en ve ene alemü ve estağfirü-ke li-ma la-alemü inneke ente allamül-guyub) <br />
Manası: <br />
Allah&#8217;ım bilerek şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmeyerek koştumsa beni affet, sen her şeyi bilirsin. <br />
<br />
Yemek duası:<br />
(El-hamdü-lillahillezi eşbeana ve ervana min-gayrı-havlin minna ve la kuvveh. Allahümme at'imhüm kema at'amuna. Allahümmerzukna kalben takıyyen, mineşşirki beriyyen la kâfiren ve şakıyyen velhamdülillahi rabbilalemin)<br />
Manası: <br />
Bizim gücümüz kuvvetimiz olmadan, bizi nimetleri ile doyuran ve susuzluğumuzu gideren Allahü teâlâya hamd olsun. Ya Rabbi, bize bu yemeğin hazırlanmasında emeği geçen ve bize bu nimetleri ikram edenlere sen de ikram et. Ya rabbi, bizim kalbimizi şirk ve kötülüklerden koru. Bizlere, dinimizin emirlerine uyan bir kalb nasip eyle. <br />
<br />
Şükür duası: <br />
(Allahümme mâ esbaha bi min nimetin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerike leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükür) <br />
Manası: <br />
Ya Rabbi, bana ve diğer yarattıklarına verdiğin maddi ve manevi nimetlerin sabaha (akşama) kadar bizim yanımızda kalması yalnız Sendendir. Senin ortağın yoktur. Sana hamd ve şükrediyoruz.<br />
[Akşam okurken (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsa) demelidir.]<br />
<br />
Salevat: [En kısası] <br />
Allahümme salli alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed:<br />
Manası: <br />
Allah&#8217;ım Muhammed aleyhisselama ve Onun âline salat-ü selam olsun. <br />
__________________<br />
<br />
<br />
ALLAH,Ehl-i Beyt'in rahmet ve mağrifetini esirgemesin ve cümle müminleri onların yolundan yürütsün,razı olsun,zalimlere karşı yüceltsin....AMİN....<br />
İmam Bakır(as)&#8217;ın ashabından biri kendisinden sordu: Hangi ibadet daha daha iyidir?<br />
<br />
İmam buyurdu; Allah(cc) katında hiçbir ibadet kendi katında olan bir şeyin ondan istenmesinden daha iyi değildir ve hiçbir kimse Allah(cc) katında kendisine ibadet etmeyen ve Ondan bir şey istemekten tekepbür eden kişi kadar buğz edilmiş değildir. (Usul-u Kafi-Farsca Tercümesi, C:3, S.210)<br />
<br />
İmam Sadık yine buyuruyor; Dua etmek sizin üzerinize olsun. Çünkü hiçbir şeyle aynı onun gibi Allah&#8217;a yakınlaşamazsınız. Küçük hacetleriniz dahi olsadua etmeyi, küçük olduğu için bırakmayınız,zira küçük hacetlerde büyük hacetleri bağışlayanın elinde bulunmaktadır. (Usul-u Kafi, C:4, S:210)<br />
<br />
Allah Resulü (sav) buyuruyor; Dua mümin&#8217;in silahı, dinin direği ve yerin ve göğün nurudur. (Usul-u Kafi, C:4, S:213)<br />
<br />
Allah Resulü (sav) buyuruyor; Sizlere düşmanlardan kurtuluş verecek silahı ve rızkınızı artıracak şeydeyol göstereyim mi?<br />
<br />
Arzettiler; Evet, ya Resulullah.<br />
<br />
Buyurdu; Allah&#8217;a gece ve gündüz dua ediniz, zira mümin&#8217;in silahı duadır.(1)<br />
<br />
İmam Rıza(as) her zaman ashabına buyuruyordu; Peygamberlerin silahı sizin üzerinize olsun. Ona arzettiler; Peygamberlerin silahı nedir? Buyurdu; Dua&#8217;dır.(2) <br />
<br />
İmam Sadık(as) buyurdu; Dua, keskin mızraktan daha etkilidir. (3)<br />
<br />
Ashabından birisine buyurdu; Dua senin üzerine olsun, O her derdin dermanıdır.(4)<br />
<br />
(1,2,3; Usul-u Kafi-Farsca Tercümesi, 4 Usul-u Kafi-Farsca Tercümesi)<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[FEREC DUASI]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=587</link>
			<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 14:52:52 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=587</guid>
			<description><![CDATA[Seyh Kefami &#8220;Beledul Emin&#8221; adli eserinde Emirelmunin Ali a.s&#8217;rivayet edilen bir duayi nakletmistir. Her türlü sikintili, üzgün, problemi ve korkusu olan bu duayi okursa Allah&#8217;u Teala onu icinde bulundugu bu dertlerden kurtarir. <br />
Dua söyledir: <br />
<br />
<br />
<br />
Bütün eziyet eden, zalim, isyancilarin ulasmasindan bana yetmeni ve onun vesilesiyle son derece zorlasan isminde bana yardim etmeni her düsmanin serrini her üzüntüyü, kederi, borcu benden cocuklarimdan ailemden, kardeslerimden vei si beni ilgilendirenden ve benimle özel baglari olanlardan gidermeni diliyorum. Bu duami kabul et ey Alemlerin Rabbi.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ey destegi olmayanlarin destegi, ey sermayesi olmayanlarin sermayesi, ey dayanagi bulunmayanlarin dayanagi, ey muskasi olmayanlarin muskasi, ey imdada kosacak kimsesi olmayanlarin imdadina kosani, ey hazinesi olmayanlarin hazinesi, ey izzeti olmayanlarin izzeti, ey yücelikle affeden, ey güzel bagislayan, ey zayiflarin yardimcisi, ey fakirlerin hazinesi, ey büyük Ümit, ey bogulanlari kurtaran, ey helak olanlari kurtaran, ey ihsan eden, ey iyilikle bulunan, ey nimet veren, ey bagista bulunan.<br />
<br />
Sen gecein karanligi vegündüzün aydinligi. Ayin nuru günesigin isini, agaclarin sesi ve suyun gürültüsünü secde ettigi varliksin, ey Allah, ey Allah, ey Allah. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Amin<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Seyh Kefami &#8220;Beledul Emin&#8221; adli eserinde Emirelmunin Ali a.s&#8217;rivayet edilen bir duayi nakletmistir. Her türlü sikintili, üzgün, problemi ve korkusu olan bu duayi okursa Allah&#8217;u Teala onu icinde bulundugu bu dertlerden kurtarir. <br />
Dua söyledir: <br />
<br />
<br />
<br />
Bütün eziyet eden, zalim, isyancilarin ulasmasindan bana yetmeni ve onun vesilesiyle son derece zorlasan isminde bana yardim etmeni her düsmanin serrini her üzüntüyü, kederi, borcu benden cocuklarimdan ailemden, kardeslerimden vei si beni ilgilendirenden ve benimle özel baglari olanlardan gidermeni diliyorum. Bu duami kabul et ey Alemlerin Rabbi.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ey destegi olmayanlarin destegi, ey sermayesi olmayanlarin sermayesi, ey dayanagi bulunmayanlarin dayanagi, ey muskasi olmayanlarin muskasi, ey imdada kosacak kimsesi olmayanlarin imdadina kosani, ey hazinesi olmayanlarin hazinesi, ey izzeti olmayanlarin izzeti, ey yücelikle affeden, ey güzel bagislayan, ey zayiflarin yardimcisi, ey fakirlerin hazinesi, ey büyük Ümit, ey bogulanlari kurtaran, ey helak olanlari kurtaran, ey ihsan eden, ey iyilikle bulunan, ey nimet veren, ey bagista bulunan.<br />
<br />
Sen gecein karanligi vegündüzün aydinligi. Ayin nuru günesigin isini, agaclarin sesi ve suyun gürültüsünü secde ettigi varliksin, ey Allah, ey Allah, ey Allah. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Amin<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[imam Humeyni (r.a) Adalet]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=586</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 11:22:36 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=586</guid>
			<description><![CDATA[Bizim evde meşhedi Ali adında yaşlı bir adam çalışıyordu. Evin ihtiyaçların bakardı. İmam henüz sürgün edilmemişti, bir gün İmam&#8217;a şöyle sordum &#8216;&#8217;Burada bir çok kimse var niçin siz onların arasında Meşhedi Ali&#8217;yi bu kadar seviyor ve yakınlık gösteriyorsunuz?&#8221; İmam şöyle cevap verdi &#8216;&#8217;Ben geceleri uyandığım zaman onu namaz kılıp dua ederken ve münacat halinde görüyorum, onu bu yüzden seviyorum.&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam çocukluğundan bizim hicabımıza çok dikkat ederdi evde hiçbir günaha, örneğin yalan, gıybet ve büyüklere saygısızlık vb. her zaman üstünde durarak söylerdi &#8216;&#8217;Allah&#8217;ın kulları arasında takvadan başka bir üstünlük yoktur ve sizinle evde çalışan bu işçiler arasında hiçbir fark yoktur.&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam, Kuveyt sınırına geldiği zaman orda namaz kıldı. İmam&#8217;la beraber gelen herkes ayrılacakları zaman ağlıyorlardı. İmam, beni ve üç kişiyi vasi tayin ederek vasiyetini yazdı ve &#8216;&#8217;Ben evde mendilin arasında bir miktar para bıraktım o para benim şahsıma aittir, diyerek şöyle yazdırdı. &#8217;&#8217;Benden sonra hanımıma bir talebe gibi davranın ve bir talebe yaşantısının gerektirdiği kadar ona maaş verin&#8217;&#8217; İmam hanımının da kendisi gibi sade yaşamasını istiyordu ve hanımına herhangi bir ayrıcalık tanınmasını istemiyordu.<br />
<br />
İmam bu vasiyeti yazdırdığı zaman Irak rejimi tavrını sertleştirmişti ve İmam kendi hayatı hakkında tehlike hissetmişti.<br />
<br />
Hiç unutmam 18 yaşındaki kız kardeşim 7 aylık hamileydi ve ölüm ile burun buruna gelmişti doktorlar ya anneyi kurtaracağız ya da çocuğu dediler İmam&#8217;dan, anneyi (İmam&#8217;ın kızı) kurtarıp çocuğu feda etmek için izin istediler. Fakat İmam soğukkanlılıkla şöyle buyurdu. &#8220;Benim kızıma sevgimden dolayı başka bir canlının ölümüne izin vermeye hakkım yoktur her ikisi de Allah&#8217;ın kulu ve canlıdırlar&#8217; İmam&#8217;ın bu imanı ve ihlâsından dolayı Allah-u teala ödül olarak hem kızın ve hem çocuğu ölümden kurtardı.&#8217;&#8217;<br />
<br />
İnkılâptan sonra Şah taraftarlarından ve onun için çalışanlardan birkaç tanesi yakalandı ve hapse atıldı. O akşam İmam&#8217;ın ve diğerlerinin yediği yemekten yakaladığımız mahkûmlara götürdük, onlardan biri bana dedi ki &#8216;&#8217;Ben bu yemeklerden yiyemem bana tavuk getirin&#8217;&#8217; Bu konuyu İmam&#8217;a ilettik. İmam&#8217;&#8217;ne istiyorsa onu götürün&#8217;&#8217; dedi. Gece vakti arkadaşlar dışarıdan tavuk ve pilav almak zorunda kaldılar.<br />
<br />
İmam, Necef&#8217;e ilk geldiği zaman ailesini getirmediği için beraber kalıyorduk odada halı seriliydi ve ben de İmam&#8217;ın üzerinde oturması için halının üzerine battaniye serdim. İmam &#8220;Battaniye yi kaldırın aramızda herhangi bir üstünlük olmasın&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam&#8217;ın diğer bir özelliği ise çocuklara davranış şekliydi. Özellikle en büyük oğlu şehid Mustafa&#8217;ya olan davranışı diğerleriyle aynıydı. Şehid Mustafa İmam&#8217;ın en iyi öğrencilerinden birisiydi. Fakat maddi yönden diğer talebelerden hiçbir farkı yoktu. İmam bütün talebelere verdiği maaşın aynısını ona da veriyordu ve bu herkes tarafından bilinen bir şeydi.<br />
<br />
Savaşın olduğu yıllarda devlet bakanlarından birinin oğlu şehid oldu. İmam&#8217;a dediler ki &#8216;&#8217;onun için bir tesliyet mesajı verseniz&#8217;&#8217; İmam &#8217;&#8217;Bakan olduğu için mi tesliyet mesajı vermemi istiyorsunuz? Siz yalnız onun oğlunun mu şehit olduğunu sanıyorsunuz? Şehidlerin hepsi benim çocuklarımdır eğer tesliyet mesajı vermek istersem hepsi için veririm, benim için onların arasında hiçbir fark yoktur.&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam ilk tutuklanmadan sonra serbest bırakıldığı zaman Kum&#8217;a geldi. Diğer şehirlerden halk İmam&#8217;ı görmeğe geldiği için Kum bayağı kalabalıktı bu yüzden fırınlarda uzun sıralar oluyordu. İmam&#8217;ın evinde çalışan zayıf bir adam vardı herkes ona &#8220;baba&#8221; diye seslenilirdi. Bir gün İmam ona şöyle dedi &#8216;&#8217;Baba! İşittiğime göre sen fırına gittiğin zaman bu İmam&#8217;ın hizmetçisidir diyerek sırada seni öne geçiriyorlar ve ne kadar ekmek istiyorsan veriyorlarmış, bunu bir daha yapma! bB evden birinin gidip sırada beklemeden bir şey alması doğru değil. Sen de diğerleri gibi sırada bekle ve sakın senin için bir ayrıcalık yapılmasına izin verme.&#8217;&#8217;<br />
<br />
Seyid Ahmet şöyle anlatıyor &#8216;&#8217;İmam, Necef&#8217;te iken kardeşim Mustafa&#8217;yı şehid ettiler, İmam bu haberi işittikten sonra bir köşeye gidip Kuran okumaya başladı ve ağlayıp figan eden ev halkına teselli veriyordu. O gün olan bir olay İmam&#8217;ın İslam&#8217;a ne kadar teslim olduğunu gösterdi. O, şu olaydı; İmam&#8217;ın ailesi (hanımı) İmam&#8217;ın bürosundaki telefonla Tahran&#8217;ı arayıp görüşme yapmak istedi, fakat İmam oğlunu kaybetmesine rağmen hanımına açıkça şunu söyledi: &#8217;&#8217;Bu büronun telefonu Beytul malındır ve sizin bu isteğiniz şahsi olduğu için bunu kullanmanız caiz değildir.&#8217;&#8217; İmam ve hanımının o anki ruhsal durumlarını göz önünde bulundurur isek çocuklarını kaybetmiş bir anne ve babanın, beytul mala gösterdiği bu titizliğin ne kadar mükemmel olduğunu anlarız.<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bizim evde meşhedi Ali adında yaşlı bir adam çalışıyordu. Evin ihtiyaçların bakardı. İmam henüz sürgün edilmemişti, bir gün İmam&#8217;a şöyle sordum &#8216;&#8217;Burada bir çok kimse var niçin siz onların arasında Meşhedi Ali&#8217;yi bu kadar seviyor ve yakınlık gösteriyorsunuz?&#8221; İmam şöyle cevap verdi &#8216;&#8217;Ben geceleri uyandığım zaman onu namaz kılıp dua ederken ve münacat halinde görüyorum, onu bu yüzden seviyorum.&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam çocukluğundan bizim hicabımıza çok dikkat ederdi evde hiçbir günaha, örneğin yalan, gıybet ve büyüklere saygısızlık vb. her zaman üstünde durarak söylerdi &#8216;&#8217;Allah&#8217;ın kulları arasında takvadan başka bir üstünlük yoktur ve sizinle evde çalışan bu işçiler arasında hiçbir fark yoktur.&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam, Kuveyt sınırına geldiği zaman orda namaz kıldı. İmam&#8217;la beraber gelen herkes ayrılacakları zaman ağlıyorlardı. İmam, beni ve üç kişiyi vasi tayin ederek vasiyetini yazdı ve &#8216;&#8217;Ben evde mendilin arasında bir miktar para bıraktım o para benim şahsıma aittir, diyerek şöyle yazdırdı. &#8217;&#8217;Benden sonra hanımıma bir talebe gibi davranın ve bir talebe yaşantısının gerektirdiği kadar ona maaş verin&#8217;&#8217; İmam hanımının da kendisi gibi sade yaşamasını istiyordu ve hanımına herhangi bir ayrıcalık tanınmasını istemiyordu.<br />
<br />
İmam bu vasiyeti yazdırdığı zaman Irak rejimi tavrını sertleştirmişti ve İmam kendi hayatı hakkında tehlike hissetmişti.<br />
<br />
Hiç unutmam 18 yaşındaki kız kardeşim 7 aylık hamileydi ve ölüm ile burun buruna gelmişti doktorlar ya anneyi kurtaracağız ya da çocuğu dediler İmam&#8217;dan, anneyi (İmam&#8217;ın kızı) kurtarıp çocuğu feda etmek için izin istediler. Fakat İmam soğukkanlılıkla şöyle buyurdu. &#8220;Benim kızıma sevgimden dolayı başka bir canlının ölümüne izin vermeye hakkım yoktur her ikisi de Allah&#8217;ın kulu ve canlıdırlar&#8217; İmam&#8217;ın bu imanı ve ihlâsından dolayı Allah-u teala ödül olarak hem kızın ve hem çocuğu ölümden kurtardı.&#8217;&#8217;<br />
<br />
İnkılâptan sonra Şah taraftarlarından ve onun için çalışanlardan birkaç tanesi yakalandı ve hapse atıldı. O akşam İmam&#8217;ın ve diğerlerinin yediği yemekten yakaladığımız mahkûmlara götürdük, onlardan biri bana dedi ki &#8216;&#8217;Ben bu yemeklerden yiyemem bana tavuk getirin&#8217;&#8217; Bu konuyu İmam&#8217;a ilettik. İmam&#8217;&#8217;ne istiyorsa onu götürün&#8217;&#8217; dedi. Gece vakti arkadaşlar dışarıdan tavuk ve pilav almak zorunda kaldılar.<br />
<br />
İmam, Necef&#8217;e ilk geldiği zaman ailesini getirmediği için beraber kalıyorduk odada halı seriliydi ve ben de İmam&#8217;ın üzerinde oturması için halının üzerine battaniye serdim. İmam &#8220;Battaniye yi kaldırın aramızda herhangi bir üstünlük olmasın&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam&#8217;ın diğer bir özelliği ise çocuklara davranış şekliydi. Özellikle en büyük oğlu şehid Mustafa&#8217;ya olan davranışı diğerleriyle aynıydı. Şehid Mustafa İmam&#8217;ın en iyi öğrencilerinden birisiydi. Fakat maddi yönden diğer talebelerden hiçbir farkı yoktu. İmam bütün talebelere verdiği maaşın aynısını ona da veriyordu ve bu herkes tarafından bilinen bir şeydi.<br />
<br />
Savaşın olduğu yıllarda devlet bakanlarından birinin oğlu şehid oldu. İmam&#8217;a dediler ki &#8216;&#8217;onun için bir tesliyet mesajı verseniz&#8217;&#8217; İmam &#8217;&#8217;Bakan olduğu için mi tesliyet mesajı vermemi istiyorsunuz? Siz yalnız onun oğlunun mu şehit olduğunu sanıyorsunuz? Şehidlerin hepsi benim çocuklarımdır eğer tesliyet mesajı vermek istersem hepsi için veririm, benim için onların arasında hiçbir fark yoktur.&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam ilk tutuklanmadan sonra serbest bırakıldığı zaman Kum&#8217;a geldi. Diğer şehirlerden halk İmam&#8217;ı görmeğe geldiği için Kum bayağı kalabalıktı bu yüzden fırınlarda uzun sıralar oluyordu. İmam&#8217;ın evinde çalışan zayıf bir adam vardı herkes ona &#8220;baba&#8221; diye seslenilirdi. Bir gün İmam ona şöyle dedi &#8216;&#8217;Baba! İşittiğime göre sen fırına gittiğin zaman bu İmam&#8217;ın hizmetçisidir diyerek sırada seni öne geçiriyorlar ve ne kadar ekmek istiyorsan veriyorlarmış, bunu bir daha yapma! bB evden birinin gidip sırada beklemeden bir şey alması doğru değil. Sen de diğerleri gibi sırada bekle ve sakın senin için bir ayrıcalık yapılmasına izin verme.&#8217;&#8217;<br />
<br />
Seyid Ahmet şöyle anlatıyor &#8216;&#8217;İmam, Necef&#8217;te iken kardeşim Mustafa&#8217;yı şehid ettiler, İmam bu haberi işittikten sonra bir köşeye gidip Kuran okumaya başladı ve ağlayıp figan eden ev halkına teselli veriyordu. O gün olan bir olay İmam&#8217;ın İslam&#8217;a ne kadar teslim olduğunu gösterdi. O, şu olaydı; İmam&#8217;ın ailesi (hanımı) İmam&#8217;ın bürosundaki telefonla Tahran&#8217;ı arayıp görüşme yapmak istedi, fakat İmam oğlunu kaybetmesine rağmen hanımına açıkça şunu söyledi: &#8217;&#8217;Bu büronun telefonu Beytul malındır ve sizin bu isteğiniz şahsi olduğu için bunu kullanmanız caiz değildir.&#8217;&#8217; İmam ve hanımının o anki ruhsal durumlarını göz önünde bulundurur isek çocuklarını kaybetmiş bir anne ve babanın, beytul mala gösterdiği bu titizliğin ne kadar mükemmel olduğunu anlarız.<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[imam humeyni (r.a.) Çocuk Sevgisi]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=585</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 11:21:06 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=585</guid>
			<description><![CDATA[İmam, küçük torunu Ali yi çok seviyordu, tabi bütün çocukları seviyor ve onlarla oynuyordu. Bir gün Ali, İmam&#8217;ın gözlüğü ve saati ile oynarken İmam dedi ki, "Alican gözlük gözünü bozar, saatinde zinciri bir yerine değer" Ali saat ve gözlüğü İmam&#8217;a verdi daha sonra İmam&#8217;a dedi ki "Gel oyun oynayalım ben İmam olayım sende küçük Ali ol" İmam, &#8217;&#8217;tamam&#8217;&#8217;dedi. Ali dedi ki "Çocuklar İmam&#8217;ın yerine oturmazlar, İmam kenara çekildi ve Ali onun yerine oturdu. Daha sonra Ali dedi ki "Çocuklar saat ve gözlükle oynamamalı" İmam gülerek saati ve gözlüğü ona verdi ve dedi ki &#8216;&#8217;Al sen kazandın&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam&#8217;ı görmeye gittiğim zaman kızım Fatıma'yı da bazen yanımda götürüyordum, bir gün kapıdan içeri girdiğimde İmam bahçede yürüyordu beni görünce kızım Fatma&#8217;yı sordu, ben de yaramazlık yaptığı için getirmediğimi söyledim. İmam çok rahatsız oldu ve şöyle söyledi &#8217;&#8217;Eğer bir daha ki sefere Fatma&#8217;yı getirmezsen sende gelme!&#8217;&#8217;<br />
<br />
Ben bir gün İmam&#8217;a dedim ki "Niçin çocukları bu kadar çok seviyorsunuz?" İmam, cevabında &#8216;&#8217;Evet ben çocukları çok seviyorum, Hüseyniye&#8217;ye gittiğim zaman, orda olan çocuklar dikkatimi çekiyor, o kadar seviyorum ki konuşma yaptığım zaman ağlayan veya bana el sallayan bir çocuk görsem bütün dikkatim o yöne toplanıyor.&#8217;&#8217;<br />
<br />
Ali&#8217;nin (İmam&#8217;ın torunu) bir topu vardı ve her zaman götürür İmam&#8217;la beraber oynardı. Ali topu İmam&#8217;a atar ve İmam&#8217;da ona geri atardı. İşte o zaman İmam&#8217;ın morali düzelirdi. İmam&#8217;ın yanında kimse olmadığı zaman Ali 2&#8211;3 saat İmam&#8217;la kalır ve bir şeylerle uğraşırdı. Bazen de "ben kalmak istemiyorum!" diyordu İmam ise "İstediği zaman getir kalsın istemediği zamanda kendisi bilir! diyordu.<br />
<br />
İmam bütün çocuklara böyle davranırdı ve onları severdi. Korumalardan birinin bir kızı vardı ve Ali dedi ki "ben arkadaşımı İmam&#8217;ın yanına götürmek istiyorum" İmam öyle yemeği yerken odaya girdi. İmam, &#8217;&#8217;Arkadaşını oturt yemek yiyelim&#8217;&#8217; dedi. Çocuklarla beraber yemek yediler. Ben birkaç sefer çocuklar İmam&#8217;ı rahatsız ederler diye getirmek için odaya girdim fakat İmam,&#8217;&#8217;Bırakın yemeklerini yesinler&#8217;&#8217; dedi. Yemeklerini yedikten sonra ben gidip çocukları getirdim ve İmam o çocuğa para ve hediye verdi. İmam çocukları sever ve onlara çok sevecen davranırdı.<br />
<br />
İmam, küçük torunu Ali yi çok seviyordu, tabi bütün çocukları seviyor ve onlarla oynuyordu. Bir gün Ali, İmam&#8217;ın gözlüğü ve saati ile oynarken İmam dedi ki, "Alican gözlük gözünü bozar, saatinde zinciri bir yerine değer" Ali saat ve gözlüğü İmam&#8217;a verdi daha sonra İmam&#8217;a dedi ki "Gel oyun oynayalım ben İmam olayım sende küçük Ali ol" İmam, &#8217;&#8217;tamam&#8217;&#8217;dedi. Ali dedi ki "Çocuklar İmam&#8217;ın yerine oturmazlar, İmam kenara çekildi ve Ali onun yerine oturdu. Daha sonra Ali dedi ki "Çocuklar saat ve gözlükle oynamamalı" İmam gülerek saati ve gözlüğü ona verdi ve dedi ki &#8216;&#8217;Al sen kazandın&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam&#8217;ı görmeye gittiğim zaman kızım Fatıma'yı da bazen yanımda götürüyordum, bir gün kapıdan içeri girdiğimde İmam bahçede yürüyordu beni görünce kızım Fatma&#8217;yı sordu, ben de yaramazlık yaptığı için getirmediğimi söyledim. İmam çok rahatsız oldu ve şöyle söyledi &#8217;&#8217;Eğer bir daha ki sefere Fatma&#8217;yı getirmezsen sende gelme!&#8217;&#8217;<br />
<br />
Ben bir gün İmam&#8217;a dedim ki "Niçin çocukları bu kadar çok seviyorsunuz?" İmam, cevabında &#8216;&#8217;Evet ben çocukları çok seviyorum, Hüseyniye&#8217;ye gittiğim zaman, orda olan çocuklar dikkatimi çekiyor, o kadar seviyorum ki konuşma yaptığım zaman ağlayan veya bana el sallayan bir çocuk görsem bütün dikkatim o yöne toplanıyor.&#8217;&#8217;<br />
<br />
Ali&#8217;nin (İmam&#8217;ın torunu) bir topu vardı ve her zaman götürür İmam&#8217;la beraber oynardı. Ali topu İmam&#8217;a atar ve İmam&#8217;da ona geri atardı. İşte o zaman İmam&#8217;ın morali düzelirdi. İmam&#8217;ın yanında kimse olmadığı zaman Ali 2&#8211;3 saat İmam&#8217;la kalır ve bir şeylerle uğraşırdı. Bazen de "ben kalmak istemiyorum!" diyordu İmam ise "İstediği zaman getir kalsın istemediği zamanda kendisi bilir! diyordu.<br />
<br />
İmam bütün çocuklara böyle davranırdı ve onları severdi. Korumalardan birinin bir kızı vardı ve Ali dedi ki "ben arkadaşımı İmam&#8217;ın yanına götürmek istiyorum" İmam öyle yemeği yerken odaya girdi. İmam, &#8217;&#8217;Arkadaşını oturt yemek yiyelim&#8217;&#8217; dedi. Çocuklarla beraber yemek yediler. Ben birkaç sefer çocuklar İmam&#8217;ı rahatsız ederler diye getirmek için odaya girdim fakat İmam,&#8217;&#8217;Bırakın yemeklerini yesinler&#8217;&#8217; dedi. Yemeklerini yedikten sonra ben gidip çocukları getirdim ve İmam o çocuğa para ve hediye verdi. İmam çocukları sever ve onlara çok sevecen davranırdı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İmam, küçük torunu Ali yi çok seviyordu, tabi bütün çocukları seviyor ve onlarla oynuyordu. Bir gün Ali, İmam&#8217;ın gözlüğü ve saati ile oynarken İmam dedi ki, "Alican gözlük gözünü bozar, saatinde zinciri bir yerine değer" Ali saat ve gözlüğü İmam&#8217;a verdi daha sonra İmam&#8217;a dedi ki "Gel oyun oynayalım ben İmam olayım sende küçük Ali ol" İmam, &#8217;&#8217;tamam&#8217;&#8217;dedi. Ali dedi ki "Çocuklar İmam&#8217;ın yerine oturmazlar, İmam kenara çekildi ve Ali onun yerine oturdu. Daha sonra Ali dedi ki "Çocuklar saat ve gözlükle oynamamalı" İmam gülerek saati ve gözlüğü ona verdi ve dedi ki &#8216;&#8217;Al sen kazandın&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam&#8217;ı görmeye gittiğim zaman kızım Fatıma'yı da bazen yanımda götürüyordum, bir gün kapıdan içeri girdiğimde İmam bahçede yürüyordu beni görünce kızım Fatma&#8217;yı sordu, ben de yaramazlık yaptığı için getirmediğimi söyledim. İmam çok rahatsız oldu ve şöyle söyledi &#8217;&#8217;Eğer bir daha ki sefere Fatma&#8217;yı getirmezsen sende gelme!&#8217;&#8217;<br />
<br />
Ben bir gün İmam&#8217;a dedim ki "Niçin çocukları bu kadar çok seviyorsunuz?" İmam, cevabında &#8216;&#8217;Evet ben çocukları çok seviyorum, Hüseyniye&#8217;ye gittiğim zaman, orda olan çocuklar dikkatimi çekiyor, o kadar seviyorum ki konuşma yaptığım zaman ağlayan veya bana el sallayan bir çocuk görsem bütün dikkatim o yöne toplanıyor.&#8217;&#8217;<br />
<br />
Ali&#8217;nin (İmam&#8217;ın torunu) bir topu vardı ve her zaman götürür İmam&#8217;la beraber oynardı. Ali topu İmam&#8217;a atar ve İmam&#8217;da ona geri atardı. İşte o zaman İmam&#8217;ın morali düzelirdi. İmam&#8217;ın yanında kimse olmadığı zaman Ali 2&#8211;3 saat İmam&#8217;la kalır ve bir şeylerle uğraşırdı. Bazen de "ben kalmak istemiyorum!" diyordu İmam ise "İstediği zaman getir kalsın istemediği zamanda kendisi bilir! diyordu.<br />
<br />
İmam bütün çocuklara böyle davranırdı ve onları severdi. Korumalardan birinin bir kızı vardı ve Ali dedi ki "ben arkadaşımı İmam&#8217;ın yanına götürmek istiyorum" İmam öyle yemeği yerken odaya girdi. İmam, &#8217;&#8217;Arkadaşını oturt yemek yiyelim&#8217;&#8217; dedi. Çocuklarla beraber yemek yediler. Ben birkaç sefer çocuklar İmam&#8217;ı rahatsız ederler diye getirmek için odaya girdim fakat İmam,&#8217;&#8217;Bırakın yemeklerini yesinler&#8217;&#8217; dedi. Yemeklerini yedikten sonra ben gidip çocukları getirdim ve İmam o çocuğa para ve hediye verdi. İmam çocukları sever ve onlara çok sevecen davranırdı.<br />
<br />
İmam, küçük torunu Ali yi çok seviyordu, tabi bütün çocukları seviyor ve onlarla oynuyordu. Bir gün Ali, İmam&#8217;ın gözlüğü ve saati ile oynarken İmam dedi ki, "Alican gözlük gözünü bozar, saatinde zinciri bir yerine değer" Ali saat ve gözlüğü İmam&#8217;a verdi daha sonra İmam&#8217;a dedi ki "Gel oyun oynayalım ben İmam olayım sende küçük Ali ol" İmam, &#8217;&#8217;tamam&#8217;&#8217;dedi. Ali dedi ki "Çocuklar İmam&#8217;ın yerine oturmazlar, İmam kenara çekildi ve Ali onun yerine oturdu. Daha sonra Ali dedi ki "Çocuklar saat ve gözlükle oynamamalı" İmam gülerek saati ve gözlüğü ona verdi ve dedi ki &#8216;&#8217;Al sen kazandın&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam&#8217;ı görmeye gittiğim zaman kızım Fatıma'yı da bazen yanımda götürüyordum, bir gün kapıdan içeri girdiğimde İmam bahçede yürüyordu beni görünce kızım Fatma&#8217;yı sordu, ben de yaramazlık yaptığı için getirmediğimi söyledim. İmam çok rahatsız oldu ve şöyle söyledi &#8217;&#8217;Eğer bir daha ki sefere Fatma&#8217;yı getirmezsen sende gelme!&#8217;&#8217;<br />
<br />
Ben bir gün İmam&#8217;a dedim ki "Niçin çocukları bu kadar çok seviyorsunuz?" İmam, cevabında &#8216;&#8217;Evet ben çocukları çok seviyorum, Hüseyniye&#8217;ye gittiğim zaman, orda olan çocuklar dikkatimi çekiyor, o kadar seviyorum ki konuşma yaptığım zaman ağlayan veya bana el sallayan bir çocuk görsem bütün dikkatim o yöne toplanıyor.&#8217;&#8217;<br />
<br />
Ali&#8217;nin (İmam&#8217;ın torunu) bir topu vardı ve her zaman götürür İmam&#8217;la beraber oynardı. Ali topu İmam&#8217;a atar ve İmam&#8217;da ona geri atardı. İşte o zaman İmam&#8217;ın morali düzelirdi. İmam&#8217;ın yanında kimse olmadığı zaman Ali 2&#8211;3 saat İmam&#8217;la kalır ve bir şeylerle uğraşırdı. Bazen de "ben kalmak istemiyorum!" diyordu İmam ise "İstediği zaman getir kalsın istemediği zamanda kendisi bilir! diyordu.<br />
<br />
İmam bütün çocuklara böyle davranırdı ve onları severdi. Korumalardan birinin bir kızı vardı ve Ali dedi ki "ben arkadaşımı İmam&#8217;ın yanına götürmek istiyorum" İmam öyle yemeği yerken odaya girdi. İmam, &#8217;&#8217;Arkadaşını oturt yemek yiyelim&#8217;&#8217; dedi. Çocuklarla beraber yemek yediler. Ben birkaç sefer çocuklar İmam&#8217;ı rahatsız ederler diye getirmek için odaya girdim fakat İmam,&#8217;&#8217;Bırakın yemeklerini yesinler&#8217;&#8217; dedi. Yemeklerini yedikten sonra ben gidip çocukları getirdim ve İmam o çocuğa para ve hediye verdi. İmam çocukları sever ve onlara çok sevecen davranırdı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[imam Humeynin Diliyle Kadının  önemi]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=584</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 11:19:58 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=584</guid>
			<description><![CDATA[İmam&#8217;dan kalan çok değerli miraslardan birisi de (Müslüman) kadınlara verdiği değerdi.<br />
<br />
İslam inkılâbından önce toplumda kadınların bir grubu ticaret malı ve reklâm aracı idi. Bunun karşısında bir grup daha vardı onlarda kadını köle olarak kullanıyorlardı ve kadına okuma ve tahsil hakkı vermiyorlardı.<br />
<br />
İmam&#8217;ın gelmesi ve İslam inkılâbından sonra kadın ticaret malı olmaktan ve kölelikten kurtuldu. İmam&#8217;ın kadına verdiği değeri konuşmalarında ve amellerinde görmek mümkündür. Örneğin kadının okuma yazma bilmesi gerektiğini, ilim tahsil etmesini, çalışmasını ve toplumsal etkinliklere katılmasının önemini, İmam&#8217;ın evde ailesine özellikle hanımına karşı davranışların da rahatlıkla görebiliriz. Bu İmam&#8217;ın bıraktığı değerli miraslardan biridir.<br />
<br />
İmam kadını asla erkeklerden toplumsal çalışmalarda geri ve eksik görmüyordu. Başka devletlere giden ilk üç temsilciden birisi kadındı, Ayetullah Ruhani, Ayetullah Cevadi Amuli ve Debbağ hanım idi.<br />
<br />
Kadının İslam inkılâbındaki yerini İmam şöyle anlatıyor &#8216;&#8217;Kadınlar erkeklerden daha öndedirler çünkü kadınlar hem evin dışında ki görevlerini yerine getirdiler yürüyüş ve gösteriye katıldılar ve hem de ev içindeki görevlerini yerine getirdiler."<br />
<br />
İmam kadın hakları konusunda ki düşüncesi diğerlerinden çok farklı idi. Zira bazıları kadını toplumdan ve siyasi etkinliklerden uzak bir faktör olarak düşünüyordu. İmam&#8217;ın bu konu hakkındaki fikirleri şöyleydi: &#8217;&#8217;Eğer kadının topluma ve siyasi gelişmelere karşı olan rolünü kenara bırakırsak toplum istenilen verimi sağlayamaz ve sonuçta kaçınılmaz olarak toplumsal hareket ve yenilgiye uğrayacaktır." İşte bu yüzden İmam kadının toplumda ve siyasette özel bir yeri olduğuna inanıyordu.<br />
<br />
İmam kadının toplumsal ve kültürel hareketlerde çok önemli rolü olduğuna ve hatta hizmete layık ve saygı değer insanları yetiştirenlerin kadın olduğuna inanıyordu, cephede ve savaşın ilk safında savaşanları yetiştiren kültürel ve siyasi hareketlere katılarak beklenen başarıyı kaç katına çıkaranların yine kadınların olduğuna inanıyordu.<br />
<br />
Bazıları kadınların, tehlikeli oldukları için yürüyüşlere katılmamalarını İmam&#8217;dan istemişlerdi, İmam buna çok sinirlendi zira İmam, siyasi ve İslami mücadelelere kadınların katılması ile etkisiz hale getirileceğine inanıyordu.<br />
<br />
İmam bu konuda hakkında şöyle buyurdu: &#8216;&#8217;Kadınlar, erkeklerle beraber bütün aktivitelere katılsınlar, kadınları, siyasi, toplumsal ve kültürel hareketlerden ayırmaya hiç kimsenin hakkı yoktur&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam&#8217;ın kadın hakları konusundaki görüşünün kaynağı Kuran. Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt imamlarının sünnetiydi. İmam, Peygamberin sünneti doğrultusunda kadına şekil vermek istiyordu, kadın bir ailede annelik ve kadınlık görevini yerine getirdiği gibi toplumda da üstüne düşen görevi yerine getirmelidir.<br />
<br />
Allah&#8217;a hamd olsun ki bizim kadınlarımızdan özellikle annelik ve kadınlık görevini yapanlardan İmam&#8217;ın düşüncesini onaylayan çok fazlaydı eğer böyle olmasaydı onlar için bu kadar acı dayanılır olmazdı.<br />
<br />
İmam bu hareketiyle kademe kademe kadınları boşluktan çıkarıp layık oldukları Müslüman ve gerçek bir mümin makamına çıkarmak istiyordu.<br />
<br />
İmam&#8217;dan, kadın olduğum halde şöyle bir soru sordum; "Filistin&#8217;de Müslüman kardeş ve bacılarımızla beraber savaşmamıza izin veriyor musunuz?" İmam, "İslam&#8217;a nerede faydalı olacağınıza inanıyor ve hizmet edebileceğinizi umuyorsanız sizin vazifeniz oraya gitmektir." dedi.<br />
<br />
Ben erkek olmadığım halde İmam için hiçbir şey değişmiyordu, tek hedef İslam&#8217;ın sırtından bir yük kaldırabilmekti İslam&#8217;a hizmette sınır yoktur aynı zamanda kadın erkek, genç yaşlı da yoktur, herkes elinden gelen hizmeti İslam için yapmalıdır.<br />
<br />
Kadının toplumda çalışması konusunda İmam&#8217;ın görüşü şöyleydi : "Aileye zarar vermeyeceği bir şekilde olursa çalışmasında bir sakınca yoktur.(tabi İslami çerçeve içerisinde) çünkü İmam, kadını toplumun öğretmeni olarak görüyordu. Hatta iyi bir kadının kötü bir erkeği düzeltebileceği kanaatindeydi. <br />
<br />
Uygun bir aile ortamında hiçbir yanlış o aileye giremez ve sonuçta çocuklar sağlam ve Salih yetişirler. Zira çocukların terbiyesine annenin çok büyük rolü olduğuna inanıyordu.<br />
<br />
Biz bazen şakayla &#8216;&#8217;Kadınlar neden hep evde kalmalı&#8217;&#8217; diye sorduğumuz zaman İmam şöyle derdi "Evi hafife almayın çocukları terbiye etmek basit bir şey değildir, eğer anne bir kişiyi terbiye edebilirse topluma büyük bir hizmet etmiş sayılır.&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam, çocukları erkeklerin terbiye etmeyi beceremediğine ve bu işi ancak kadınların başarabileceğine inanırdı. Zira kadınlar daha duygusal ve bir ailenin ayakta kalabilmesi için gerekli olan muhabbet ve sevgiye daha çok sahiptirler.<br />
<br />
İmam&#8217;ın işitip çok sevindiği bir konu ise okuma yazma seferberliği idi. O sürekli halka okuma yazma öğrenmeleri için açılan sınıfların ve programların durumunu sorar ve o kadar hoşuna giderdi ki bazen ben bunu görünce sözümü tekrar ederdim. Oysa İmam, küçük çocuğumun olduğunu ve bununla beraber dışarıda çalıştığımı da biliyordu. Aynı şekilde Kum&#8217;da resmi bir kurumda sorumluydu, buna rağmen İmam, karşı çıkmazdı. Fakat her zaman şöyle söylerdi &#8216;&#8217;Kocanızı rızasını kazandıktan sonra çalışın ve faaliyetlerde bulunun.&#8217;&#8217;<br />
<br />
Bir gün Fransa&#8217;da farklı devletlerden öğrenciler İmam&#8217;ı ziyarete gelmişlerdi, erkekler önde kadınlar ise arka tarafta oturdukları için kadınlar sormak istedikleri soruları soramadılar, İmam görüşmeden sonra kalkıp gitmek istediği zaman bayanlar şöyle dediler: &#8216;&#8217;Erkekler ön tarafta oturdukları için biz sorularımızı soramadık&#8217;&#8217; İmam odaya girerek,&#8217;&#8217;Ben burada biraz oturayım, siz sorularınızı sorun&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam&#8217;ın bu tavrı benim çok hoşuma gitmişti, zira görüş vaktinin bitmesine rağmen hanımlara haksızlık olmaması için onlara ayrıca vakit ayırmıştı. Hanımlar sorularını soruyorlardı, Onlardan birisi şöyle bir soru yöneltti: &#8217;&#8217;Okumak istiyorum fakat kocam ve çocuğum daha fazla evde olmamı istiyorlar&#8217;&#8217; İmam,&#8217;&#8217;Bu ikisi birbirlerini engellemezler siz onu en iyi şekilde yerine getirin ve okumaya da devam edin.&#8217;&#8217; dedi.<br />
<br />
Paris&#8217;te iken, yurtdışında tahsil gören öğrencilerin sorularını yanıtlamak için İmam&#8217;ın evinden birkaç kişinin o toplantıya katılması gerekiyordu. Birkaç arkadaşla birlikte biz bu görevi üstlendik, toplantı akşam saatindeydi, sorular çoğalınca program bayağı uzadı, gece saat iki olmasına rağmen, öğrenciler İslam ve Kuran hakkındaki sorularını sormaya devam ediyorlardı.<br />
<br />
Öğrencilerden birisi kalktı ve şöyle bir soru sordu &#8216;&#8217;Ayetullah Humeyni&#8217;nin kadın ve toplumdaki rolü hakkındaki görüşü nedir&#8217;&#8217; Ben kalkıp o soruya cevap vermek istediğim zaman bizi davet eden üniversite müdürü dedi ki: "izin veriniz bu sorunun cevabını ben vermek istiyorum" Ben şaşırdım ve dedim ki &#8216;&#8217;Bizim mektebimiz hakkında sizin yeterli bir bilginiz yok, nasıl bu soruya cevap verebilirsiniz?&#8217;&#8217; şöyle dedi &#8216;&#8217;Eğer benim cevabım uygun olmaz ise siz cevap verirsiniz.&#8217;&#8217; Ben de &#8216;&#8217;tamam o halde&#8217;&#8217; dedim.<br />
<br />
Daha sonra öğrencilere dönerek şöyle dedi "Gece yarısı saat iki, Ayetullah Humeyni nasıl olur da hiç tanımadığı öğrencilerin arasına bir kadın gönderd?" Bu cevaptan sonra bütün öğrenciler alkışlayıp ıslık çalmaya başladılar ve o soruyu soran öğrenci kalkıp ben sözümü geri aldım dedi.<br />
<br />
Üniversite müdürü konuşmasına şöyle devam etti. "Ayetullah&#8217;ın bu davranışı başkalarının Ayetullah Humeyni hakkında söylediklerinin yalan ve asılsız olduğunu gösterir ve onların hedefi onu kötülemektir.&#8217;&#8217;<br />
<br />
İşte ben o zaman İmam&#8217;ın beni görevlendirmesinde ki kararını ne kadar hesaplı ve programlı olduğunu anladım.<br />
<br />
Diğer bir olay ise benim Rusya&#8217;ya gönderilmem idi, İmam, Rusya&#8217;ya tebliğ mektubu göndereceği zaman benimle birlikte Ayetullah Cevadi Amuli&#8217;yi görevlendirmişti. İmam, derin ve ileri görüşlülüğüyle ileriyi ve inkılâpta gerçekleşen olayların yurtdışında ne şekilde bir yankı yapabileceğini görebiliyordu ve bu konuya çok dikkat ediyordu.<br />
<br />
Her şeye rağmen İmam bu seçimiyle kadının İslam&#8217;da ve inkılâptaki yerini tüm Dünya&#8217;ya gösterdi. İslam kanunlarının hiçbir şekilde kadının gelişmesine karşı olmadığını bu davranışıyla beyan etti. İmam her konuda kadına söz hakkı veriyordu, zira toplumun yarısı kadındı.<br />
<br />
Çarşaflı bir kadın ve ruhani elbisesiyle bir erkek İmam&#8217;ın ve İran halkının temsilcisi ve tebliğ mektubunun taşıyıcısı idi. İmam, özellikle bu iki elbiseyi seçmişti, oysa ilim ve bilgi yönünden benden çok daha üstün olanları vardı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İmam&#8217;dan kalan çok değerli miraslardan birisi de (Müslüman) kadınlara verdiği değerdi.<br />
<br />
İslam inkılâbından önce toplumda kadınların bir grubu ticaret malı ve reklâm aracı idi. Bunun karşısında bir grup daha vardı onlarda kadını köle olarak kullanıyorlardı ve kadına okuma ve tahsil hakkı vermiyorlardı.<br />
<br />
İmam&#8217;ın gelmesi ve İslam inkılâbından sonra kadın ticaret malı olmaktan ve kölelikten kurtuldu. İmam&#8217;ın kadına verdiği değeri konuşmalarında ve amellerinde görmek mümkündür. Örneğin kadının okuma yazma bilmesi gerektiğini, ilim tahsil etmesini, çalışmasını ve toplumsal etkinliklere katılmasının önemini, İmam&#8217;ın evde ailesine özellikle hanımına karşı davranışların da rahatlıkla görebiliriz. Bu İmam&#8217;ın bıraktığı değerli miraslardan biridir.<br />
<br />
İmam kadını asla erkeklerden toplumsal çalışmalarda geri ve eksik görmüyordu. Başka devletlere giden ilk üç temsilciden birisi kadındı, Ayetullah Ruhani, Ayetullah Cevadi Amuli ve Debbağ hanım idi.<br />
<br />
Kadının İslam inkılâbındaki yerini İmam şöyle anlatıyor &#8216;&#8217;Kadınlar erkeklerden daha öndedirler çünkü kadınlar hem evin dışında ki görevlerini yerine getirdiler yürüyüş ve gösteriye katıldılar ve hem de ev içindeki görevlerini yerine getirdiler."<br />
<br />
İmam kadın hakları konusunda ki düşüncesi diğerlerinden çok farklı idi. Zira bazıları kadını toplumdan ve siyasi etkinliklerden uzak bir faktör olarak düşünüyordu. İmam&#8217;ın bu konu hakkındaki fikirleri şöyleydi: &#8217;&#8217;Eğer kadının topluma ve siyasi gelişmelere karşı olan rolünü kenara bırakırsak toplum istenilen verimi sağlayamaz ve sonuçta kaçınılmaz olarak toplumsal hareket ve yenilgiye uğrayacaktır." İşte bu yüzden İmam kadının toplumda ve siyasette özel bir yeri olduğuna inanıyordu.<br />
<br />
İmam kadının toplumsal ve kültürel hareketlerde çok önemli rolü olduğuna ve hatta hizmete layık ve saygı değer insanları yetiştirenlerin kadın olduğuna inanıyordu, cephede ve savaşın ilk safında savaşanları yetiştiren kültürel ve siyasi hareketlere katılarak beklenen başarıyı kaç katına çıkaranların yine kadınların olduğuna inanıyordu.<br />
<br />
Bazıları kadınların, tehlikeli oldukları için yürüyüşlere katılmamalarını İmam&#8217;dan istemişlerdi, İmam buna çok sinirlendi zira İmam, siyasi ve İslami mücadelelere kadınların katılması ile etkisiz hale getirileceğine inanıyordu.<br />
<br />
İmam bu konuda hakkında şöyle buyurdu: &#8216;&#8217;Kadınlar, erkeklerle beraber bütün aktivitelere katılsınlar, kadınları, siyasi, toplumsal ve kültürel hareketlerden ayırmaya hiç kimsenin hakkı yoktur&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam&#8217;ın kadın hakları konusundaki görüşünün kaynağı Kuran. Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt imamlarının sünnetiydi. İmam, Peygamberin sünneti doğrultusunda kadına şekil vermek istiyordu, kadın bir ailede annelik ve kadınlık görevini yerine getirdiği gibi toplumda da üstüne düşen görevi yerine getirmelidir.<br />
<br />
Allah&#8217;a hamd olsun ki bizim kadınlarımızdan özellikle annelik ve kadınlık görevini yapanlardan İmam&#8217;ın düşüncesini onaylayan çok fazlaydı eğer böyle olmasaydı onlar için bu kadar acı dayanılır olmazdı.<br />
<br />
İmam bu hareketiyle kademe kademe kadınları boşluktan çıkarıp layık oldukları Müslüman ve gerçek bir mümin makamına çıkarmak istiyordu.<br />
<br />
İmam&#8217;dan, kadın olduğum halde şöyle bir soru sordum; "Filistin&#8217;de Müslüman kardeş ve bacılarımızla beraber savaşmamıza izin veriyor musunuz?" İmam, "İslam&#8217;a nerede faydalı olacağınıza inanıyor ve hizmet edebileceğinizi umuyorsanız sizin vazifeniz oraya gitmektir." dedi.<br />
<br />
Ben erkek olmadığım halde İmam için hiçbir şey değişmiyordu, tek hedef İslam&#8217;ın sırtından bir yük kaldırabilmekti İslam&#8217;a hizmette sınır yoktur aynı zamanda kadın erkek, genç yaşlı da yoktur, herkes elinden gelen hizmeti İslam için yapmalıdır.<br />
<br />
Kadının toplumda çalışması konusunda İmam&#8217;ın görüşü şöyleydi : "Aileye zarar vermeyeceği bir şekilde olursa çalışmasında bir sakınca yoktur.(tabi İslami çerçeve içerisinde) çünkü İmam, kadını toplumun öğretmeni olarak görüyordu. Hatta iyi bir kadının kötü bir erkeği düzeltebileceği kanaatindeydi. <br />
<br />
Uygun bir aile ortamında hiçbir yanlış o aileye giremez ve sonuçta çocuklar sağlam ve Salih yetişirler. Zira çocukların terbiyesine annenin çok büyük rolü olduğuna inanıyordu.<br />
<br />
Biz bazen şakayla &#8216;&#8217;Kadınlar neden hep evde kalmalı&#8217;&#8217; diye sorduğumuz zaman İmam şöyle derdi "Evi hafife almayın çocukları terbiye etmek basit bir şey değildir, eğer anne bir kişiyi terbiye edebilirse topluma büyük bir hizmet etmiş sayılır.&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam, çocukları erkeklerin terbiye etmeyi beceremediğine ve bu işi ancak kadınların başarabileceğine inanırdı. Zira kadınlar daha duygusal ve bir ailenin ayakta kalabilmesi için gerekli olan muhabbet ve sevgiye daha çok sahiptirler.<br />
<br />
İmam&#8217;ın işitip çok sevindiği bir konu ise okuma yazma seferberliği idi. O sürekli halka okuma yazma öğrenmeleri için açılan sınıfların ve programların durumunu sorar ve o kadar hoşuna giderdi ki bazen ben bunu görünce sözümü tekrar ederdim. Oysa İmam, küçük çocuğumun olduğunu ve bununla beraber dışarıda çalıştığımı da biliyordu. Aynı şekilde Kum&#8217;da resmi bir kurumda sorumluydu, buna rağmen İmam, karşı çıkmazdı. Fakat her zaman şöyle söylerdi &#8216;&#8217;Kocanızı rızasını kazandıktan sonra çalışın ve faaliyetlerde bulunun.&#8217;&#8217;<br />
<br />
Bir gün Fransa&#8217;da farklı devletlerden öğrenciler İmam&#8217;ı ziyarete gelmişlerdi, erkekler önde kadınlar ise arka tarafta oturdukları için kadınlar sormak istedikleri soruları soramadılar, İmam görüşmeden sonra kalkıp gitmek istediği zaman bayanlar şöyle dediler: &#8216;&#8217;Erkekler ön tarafta oturdukları için biz sorularımızı soramadık&#8217;&#8217; İmam odaya girerek,&#8217;&#8217;Ben burada biraz oturayım, siz sorularınızı sorun&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam&#8217;ın bu tavrı benim çok hoşuma gitmişti, zira görüş vaktinin bitmesine rağmen hanımlara haksızlık olmaması için onlara ayrıca vakit ayırmıştı. Hanımlar sorularını soruyorlardı, Onlardan birisi şöyle bir soru yöneltti: &#8217;&#8217;Okumak istiyorum fakat kocam ve çocuğum daha fazla evde olmamı istiyorlar&#8217;&#8217; İmam,&#8217;&#8217;Bu ikisi birbirlerini engellemezler siz onu en iyi şekilde yerine getirin ve okumaya da devam edin.&#8217;&#8217; dedi.<br />
<br />
Paris&#8217;te iken, yurtdışında tahsil gören öğrencilerin sorularını yanıtlamak için İmam&#8217;ın evinden birkaç kişinin o toplantıya katılması gerekiyordu. Birkaç arkadaşla birlikte biz bu görevi üstlendik, toplantı akşam saatindeydi, sorular çoğalınca program bayağı uzadı, gece saat iki olmasına rağmen, öğrenciler İslam ve Kuran hakkındaki sorularını sormaya devam ediyorlardı.<br />
<br />
Öğrencilerden birisi kalktı ve şöyle bir soru sordu &#8216;&#8217;Ayetullah Humeyni&#8217;nin kadın ve toplumdaki rolü hakkındaki görüşü nedir&#8217;&#8217; Ben kalkıp o soruya cevap vermek istediğim zaman bizi davet eden üniversite müdürü dedi ki: "izin veriniz bu sorunun cevabını ben vermek istiyorum" Ben şaşırdım ve dedim ki &#8216;&#8217;Bizim mektebimiz hakkında sizin yeterli bir bilginiz yok, nasıl bu soruya cevap verebilirsiniz?&#8217;&#8217; şöyle dedi &#8216;&#8217;Eğer benim cevabım uygun olmaz ise siz cevap verirsiniz.&#8217;&#8217; Ben de &#8216;&#8217;tamam o halde&#8217;&#8217; dedim.<br />
<br />
Daha sonra öğrencilere dönerek şöyle dedi "Gece yarısı saat iki, Ayetullah Humeyni nasıl olur da hiç tanımadığı öğrencilerin arasına bir kadın gönderd?" Bu cevaptan sonra bütün öğrenciler alkışlayıp ıslık çalmaya başladılar ve o soruyu soran öğrenci kalkıp ben sözümü geri aldım dedi.<br />
<br />
Üniversite müdürü konuşmasına şöyle devam etti. "Ayetullah&#8217;ın bu davranışı başkalarının Ayetullah Humeyni hakkında söylediklerinin yalan ve asılsız olduğunu gösterir ve onların hedefi onu kötülemektir.&#8217;&#8217;<br />
<br />
İşte ben o zaman İmam&#8217;ın beni görevlendirmesinde ki kararını ne kadar hesaplı ve programlı olduğunu anladım.<br />
<br />
Diğer bir olay ise benim Rusya&#8217;ya gönderilmem idi, İmam, Rusya&#8217;ya tebliğ mektubu göndereceği zaman benimle birlikte Ayetullah Cevadi Amuli&#8217;yi görevlendirmişti. İmam, derin ve ileri görüşlülüğüyle ileriyi ve inkılâpta gerçekleşen olayların yurtdışında ne şekilde bir yankı yapabileceğini görebiliyordu ve bu konuya çok dikkat ediyordu.<br />
<br />
Her şeye rağmen İmam bu seçimiyle kadının İslam&#8217;da ve inkılâptaki yerini tüm Dünya&#8217;ya gösterdi. İslam kanunlarının hiçbir şekilde kadının gelişmesine karşı olmadığını bu davranışıyla beyan etti. İmam her konuda kadına söz hakkı veriyordu, zira toplumun yarısı kadındı.<br />
<br />
Çarşaflı bir kadın ve ruhani elbisesiyle bir erkek İmam&#8217;ın ve İran halkının temsilcisi ve tebliğ mektubunun taşıyıcısı idi. İmam, özellikle bu iki elbiseyi seçmişti, oysa ilim ve bilgi yönünden benden çok daha üstün olanları vardı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Imam Humeyni'nin Örnek Hayat]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=583</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 11:10:25 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=583</guid>
			<description><![CDATA[Örnek İslami hayatıyla bütün müslümanlara ışık tutan Rahmetli İmam Humeyni'yi hem biraz daha olsun yakından tanımak hem de onun bu nurani hayatından ibretler alabilmek için, İmam'ın yakın dostları ve ailesinin dilinden bazı kesitler sunuyoruz..<br />
<br />
<br />
İmam'ın Cesareti<br />
<br />
Şevval ayının 25&#8217;i 1342 (1964) yılında, İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın şehadeti yıldönümünde Şah&#8217;ın özel harekât komandoları köylü kılığında Feyziyye medresesine saldırdılar ve üç gün boyunca halkı ve talebeleri dövdüler. O günün sabahı İmam&#8217;ın evinde merasim olduğunu biliyorlardı bu yüzden toplanan halkı dağıtmak için halkın arasına girerek İmam&#8217;ın evine gittiler. İmam bu durumu görünce kendisi kalkıp &#8216;&#8217;Bir karışıklık çıkarırsanız halka, sizi parça parça etmelerini söylerim&#8217;&#8217; dedi. Onlar bunu işitince korkup teker teker dışarı çıktılar.<br />
<br />
Şah&#8217;ın askerleri Feyziyye medresesine saldırdığı zaman ben İmam&#8217;ın yanındaydım, Şah askerlerinin medreseye saldırdığı ve bir grubu ikinci kattan aşağı attıklarını, yaşlıları dövdüklerini odaların kapılarını kırdıklarını ve ellerine geçen Kur&#8217;an&#8217;ları yaktıklarını ve halka Moğol ordusu gibi davrandıkları haberi geldi. Gün batımına yakın ardı ardına haberler İmam&#8217;ın evine saldırılacağı haberi geliyordu.<br />
<br />
Oradaki arkadaşlardan birisi kalkıp kapıyı kapattı, İmam kapının kapatıldığını anlayınca ayağa kalkarak şöyle dedi &#8220;Orada çocuklarım olan talebeleri dövsünler ve medreseyi yakıp yıksınlar ama burada benim evimin kapısı kapalı kalsın öyle mi?&#8221; Sonra evin kapısını açmaları için emir verdi. Daha sonra kendisi kapının önüne giderek dedi ki: &#8216;&#8217;Bırakın isteyen herkes gelsin&#8217;&#8217;<br />
<br />
Hacı Ahmed şöyle anlatıyor &#8216;&#8217;İmam&#8217;dan şöyle bir soru sordum, Türkiye&#8217;ye sürgün edilirken uçağa bindiğiniz zaman kendinizi nasıl hissediyordunuz?&#8221; İmam şöyle cevap verdi: Sizin yanınızda nasıl ise, o zaman da öyle!&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam,1343 (1965) yılında yaptığı bir sohbetinde şöyle buyurdu &#8216;&#8217;Vallahi ben ömrümde korkmadım beni gece yarısı tutuklayıp götürdükleri zaman onlar korkuyorlardı ama ben onlara teselli veriyordum. Beni tutuklayıp Tahran&#8217;a götürürlerken önde oturanlardan birisi sağ taraftaki tuz gölünü arkadaşına gösterdi, çünkü devlete karşı şiddetli faaliyet gösteren bazı müminleri o göle atmışlardı. Eİliyle orayı gösterince kastının ne olduğunu anladım, ama ben ne onlarla yola çıktığımda korktum, ne de o gölü gösterdikleri zaman!&#8221;<br />
<br />
İmam, Şah&#8217;a karşı ilk konuşmasını yaptığı sıralarda devlet tarafından tehditler çoğalmıştı bazı geceler İmam&#8217;ın tutuklanma ihtimali vardı işte bu yüzden tutuklamak için geldikleri zaman İmam&#8217;ı bulamamaları için yerini değiştirip başka bir yerde uyumasını istiyorduk, Fakat İmam asla kabul etmiyor ve yerini değiştirmiyordu. 15 Hordat gecesi İmam&#8217;ı tutuklamak için geldikleri zaman evde çalışan Meşhedi Ali&#8217;yi dövdüler. İmam gürültüyü işitince bağırarak şöyle dedi &#8220;Bu yaptığınız vahşilikler de nedir böyle?, Ruhullah Humeyni benim! Başkalarına neden zarar veriyorsunuz?&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam, Ayetullah Hairi ve Ayetullah Burucerdi zamanında İslami faaliyetlerin başında gelirdi. Örneğin Ayetullah Burucerdi zamanında gelişen bazı siyasi olaylardan dolayı din âlimleri arasından birinin Şah&#8217;la yüz yüze konuşması gerekiyordu ve bu âlim diğer âlimlerin sözlerini çok açık ve net bir şekilde Şah&#8217;a söylemeliydi bu âlim Ruhullah Humeyni&#8217;den başkası değildi.<br />
<br />
İmam Şah&#8217;la yaptığı iki görüşmede âlimlerin sözlerini tamamen iletti ve Şah&#8217;ı kullandığı siyasetten dolayı ikaz etti. 14 Hordat 1342 yılında (yani kanlı 15 Hordat olaylarından bir gün önce) Şah&#8217;ın özel harekât komandoları İmam&#8217;ın konuşma yaptığı topluluğu dağıtmak için Kum&#8217;a gelmişlerdi. Bir grup İmam&#8217;ın yanına giderek şöyle dediler &#8216;&#8217;Hayatınız tehlikededir eğer mümkünse bu gün dışarı çıkmayın&#8217;&#8217; İmam onlara cevabında &#8216;&#8217;Hayır herkesin beni görmesi için üstü açık bir jiple konuşmaya gideceğim&#8217;&#8217; dedi. <br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Örnek İslami hayatıyla bütün müslümanlara ışık tutan Rahmetli İmam Humeyni'yi hem biraz daha olsun yakından tanımak hem de onun bu nurani hayatından ibretler alabilmek için, İmam'ın yakın dostları ve ailesinin dilinden bazı kesitler sunuyoruz..<br />
<br />
<br />
İmam'ın Cesareti<br />
<br />
Şevval ayının 25&#8217;i 1342 (1964) yılında, İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın şehadeti yıldönümünde Şah&#8217;ın özel harekât komandoları köylü kılığında Feyziyye medresesine saldırdılar ve üç gün boyunca halkı ve talebeleri dövdüler. O günün sabahı İmam&#8217;ın evinde merasim olduğunu biliyorlardı bu yüzden toplanan halkı dağıtmak için halkın arasına girerek İmam&#8217;ın evine gittiler. İmam bu durumu görünce kendisi kalkıp &#8216;&#8217;Bir karışıklık çıkarırsanız halka, sizi parça parça etmelerini söylerim&#8217;&#8217; dedi. Onlar bunu işitince korkup teker teker dışarı çıktılar.<br />
<br />
Şah&#8217;ın askerleri Feyziyye medresesine saldırdığı zaman ben İmam&#8217;ın yanındaydım, Şah askerlerinin medreseye saldırdığı ve bir grubu ikinci kattan aşağı attıklarını, yaşlıları dövdüklerini odaların kapılarını kırdıklarını ve ellerine geçen Kur&#8217;an&#8217;ları yaktıklarını ve halka Moğol ordusu gibi davrandıkları haberi geldi. Gün batımına yakın ardı ardına haberler İmam&#8217;ın evine saldırılacağı haberi geliyordu.<br />
<br />
Oradaki arkadaşlardan birisi kalkıp kapıyı kapattı, İmam kapının kapatıldığını anlayınca ayağa kalkarak şöyle dedi &#8220;Orada çocuklarım olan talebeleri dövsünler ve medreseyi yakıp yıksınlar ama burada benim evimin kapısı kapalı kalsın öyle mi?&#8221; Sonra evin kapısını açmaları için emir verdi. Daha sonra kendisi kapının önüne giderek dedi ki: &#8216;&#8217;Bırakın isteyen herkes gelsin&#8217;&#8217;<br />
<br />
Hacı Ahmed şöyle anlatıyor &#8216;&#8217;İmam&#8217;dan şöyle bir soru sordum, Türkiye&#8217;ye sürgün edilirken uçağa bindiğiniz zaman kendinizi nasıl hissediyordunuz?&#8221; İmam şöyle cevap verdi: Sizin yanınızda nasıl ise, o zaman da öyle!&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam,1343 (1965) yılında yaptığı bir sohbetinde şöyle buyurdu &#8216;&#8217;Vallahi ben ömrümde korkmadım beni gece yarısı tutuklayıp götürdükleri zaman onlar korkuyorlardı ama ben onlara teselli veriyordum. Beni tutuklayıp Tahran&#8217;a götürürlerken önde oturanlardan birisi sağ taraftaki tuz gölünü arkadaşına gösterdi, çünkü devlete karşı şiddetli faaliyet gösteren bazı müminleri o göle atmışlardı. Eİliyle orayı gösterince kastının ne olduğunu anladım, ama ben ne onlarla yola çıktığımda korktum, ne de o gölü gösterdikleri zaman!&#8221;<br />
<br />
İmam, Şah&#8217;a karşı ilk konuşmasını yaptığı sıralarda devlet tarafından tehditler çoğalmıştı bazı geceler İmam&#8217;ın tutuklanma ihtimali vardı işte bu yüzden tutuklamak için geldikleri zaman İmam&#8217;ı bulamamaları için yerini değiştirip başka bir yerde uyumasını istiyorduk, Fakat İmam asla kabul etmiyor ve yerini değiştirmiyordu. 15 Hordat gecesi İmam&#8217;ı tutuklamak için geldikleri zaman evde çalışan Meşhedi Ali&#8217;yi dövdüler. İmam gürültüyü işitince bağırarak şöyle dedi &#8220;Bu yaptığınız vahşilikler de nedir böyle?, Ruhullah Humeyni benim! Başkalarına neden zarar veriyorsunuz?&#8217;&#8217;<br />
<br />
İmam, Ayetullah Hairi ve Ayetullah Burucerdi zamanında İslami faaliyetlerin başında gelirdi. Örneğin Ayetullah Burucerdi zamanında gelişen bazı siyasi olaylardan dolayı din âlimleri arasından birinin Şah&#8217;la yüz yüze konuşması gerekiyordu ve bu âlim diğer âlimlerin sözlerini çok açık ve net bir şekilde Şah&#8217;a söylemeliydi bu âlim Ruhullah Humeyni&#8217;den başkası değildi.<br />
<br />
İmam Şah&#8217;la yaptığı iki görüşmede âlimlerin sözlerini tamamen iletti ve Şah&#8217;ı kullandığı siyasetten dolayı ikaz etti. 14 Hordat 1342 yılında (yani kanlı 15 Hordat olaylarından bir gün önce) Şah&#8217;ın özel harekât komandoları İmam&#8217;ın konuşma yaptığı topluluğu dağıtmak için Kum&#8217;a gelmişlerdi. Bir grup İmam&#8217;ın yanına giderek şöyle dediler &#8216;&#8217;Hayatınız tehlikededir eğer mümkünse bu gün dışarı çıkmayın&#8217;&#8217; İmam onlara cevabında &#8216;&#8217;Hayır herkesin beni görmesi için üstü açık bir jiple konuşmaya gideceğim&#8217;&#8217; dedi. <br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Imam Humeyni'nin Örnek Hayat]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=582</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 11:09:59 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=582</guid>
			<description><![CDATA[[b][color=#FF0000]Örnek İslami hayatıyla bütün müslümanlara ışık tutan Rahmetli İmam Humeyni'yi hem biraz daha olsun yakından tanımak hem de onun bu nurani hayatından ibretler alabilmek için, İmam'ın yakın dostları ve ailesinin dilinden bazı kesitler sunuyoruz..<br />
<br />
<br />
İmam'ın Cesareti<br />
<br />
Şevval ayının 25]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[b][color=#FF0000]Örnek İslami hayatıyla bütün müslümanlara ışık tutan Rahmetli İmam Humeyni'yi hem biraz daha olsun yakından tanımak hem de onun bu nurani hayatından ibretler alabilmek için, İmam'ın yakın dostları ve ailesinin dilinden bazı kesitler sunuyoruz..<br />
<br />
<br />
İmam'ın Cesareti<br />
<br />
Şevval ayının 25]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Neden Hüseyin(as) Unutulmuyor?...]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=581</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 11:06:17 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=581</guid>
			<description><![CDATA[İnsanlık tarihinin en canlı ve en heyecanlı hamaset ve yiğitliklerinden biri haline gelen İmam Hüseyin'in (a.s) yaşam tarihinin (kıyamının) önemi, sadece her yıl milyonlarca insanın en güçlü ve hırçın duygu dalgalarını kendi etrafında harekete geçirmesi ve her merasimden daha aktif ve etkili merasimler var etmesi değil, Hüseyin'in (a.s) yaşam tarihinin en önemli boyutunun tertemiz dinî, insanî ve kitlesel duygular olması ve bundan başka da bir etken ve amilin olmamasıdır. Bu tarihî kıyamı anma münasebetiyle gerçekleştirilen görkemli merasim ve gösterilerin hiç mukaddime ve tebliği faaliyete ihtiyacı yoktur ve işte bu yüzden de bu kıyamın özel bir yeri olup, bütün kıyamlar arasında benzerine rastlanılmamaktadır.<br />
    <br />
04/01/2009<br />
<br />
Genelde bu hakikati bilmekteyiz, ancak çoğularının (özellikle de gayri İslamî düşünürlerin) anlayamadığı ve kördüğüm bir bilmece şeklinde kalan bir şey vardır:<br />
Nitelik ve nicelik açısından bir çok benzeri olan bu tarihî vak'aya neden bu kadar önem verilmektedir? Neden bu kıyamı anma merasimleri her yıl bir geçen yıldan daha canlı, daha aktif ve daha coşturucu bir şekilde gerçekleştiriliyor?<br />
    Bugün Emevî sultanlardan ve onların uşaklarından bir haber yokken ve Kerbela olayındaki kahramanların şimdiye kadar unutulması gerekirken, neden Kerbela kıyamı ebediyetle özdeşleşmiştir?<br />
    Bu sorunun cevabını, Kerbela kıyamının asıl hedeflerinde aramak gerek. Zannediyoruz ki, bu meselenin tahlili İslam tarihinden haberdar olan kimseler için zor olmasa gerek.<br />
    Daha açıkçası; kanlı Kerbela olayı, hükümeti ele geçirmek veya toprak elde etmek için çarpışan iki siyasi rakibin savaşına benzemez.<br />
    Kerbela olayı, iki düşman kabilenin kin ve nefretlerinin infilakı neticesinde ortaya çıkan ve üstünlük sağlamak amacıyla gerçekleştirilen bir savaşa da benzemez.<br />
Bu olay, iki fikrî ve itikadî mektebin savaşından apaçık bir sahnedir. İnişli çıkışlı insan tarihi boyunca, en eski zamanlardan bu güne kadar bu savaşın alevi asla sönmemiştir. İşte bu savaş, bütün peygamberlerin ve dünyayı ıslah etmek azminde olan bütün salih kulların savaşının uzantısıdır. Bedir ve Ahzab savaşlarının devamıdır.<br />
    Bildiğimiz gibi, İslam Peygamberi fikrî ve içtimaî bir kıyamın önderi olarak, insanları putperestlik ve hurafelerden, insanların özgürlüğünü cehalet ve zulüm kıskacından kurtarmak için kıyam edip ve bu değişimin gerçekleşmesinde temel rol oynayan mazlum ve ezilmiş kitleleri kendi etrafında topladığında, bu islahî kıyamın muhaliflerine öncülük eden Mekke'nin putperest ve faizci zenginleri kendi saflarını daha bir sıklaştırdılar. Bu nidayı kıstırmak için bütün güçlerini kullandılar. Bu hususta öncülük eden Emevîler idi ve onların başında Ebu Süfyan bulunmaktaydı.<br />
    Ancak, İslam'ın azameti ve insanı hayrete düşüren etkisi karşısında nitekim dize geldiler ve örgütleri tamamen dağıldı.<br />
    Evet, Emevîlerin, İslam'ı yok etmek için kurdukları örgüt dağıldı; ama onların kökü kazılmadı ve bu da onların yaşamındaki bir dönüm noktasıydı. Yenilgiye uğrayan, zayıf, inatçı ve yeminli her düşman gibi bunlar da İslam'ı yok etmek için başlatmış oldukları açık ve zahir faaliyetlerini perde ardından ve gizli bir şekilde yürütmeye başlayıp, uygun bir fırsatın gelesini beklediler.<br />
    Ümeyyeoğulları Peygamberin vefatından sonra halkı, İslam öncesi döneme ve cahiliyet devrine döndürmek için hilafete sızmaya çalışıp peygamberin devrinden uzaklaştıkça hilafete sızma ortamını daha uygun ve elverişli görüyorlardı.<br />
Özellikle Ümeyyeoğullarından olmayan kimselerin, bir takım nedenlerden dolayı bazı cahiliyet sünnet ev geleneklerini yeniden hayat alanına döndürüp ihya etmesi Cahiliyet kıyamı için daha uygun bir ortam hazırlamıştı.<br />
    Yaşam safhasına döndürülen cahiliyet geleneklerinden bazıları şunlardan ibaretti:<br />
    1-İslam'ın iptal ettiği ırkçılık meselesi, bazı halifeler tarafından yeniden gündeme getirilip ihya edildi ve Araplar acemlerden (Arap olmayanlardan) üstün tutuldu.<br />
    2- İslam'ın ruhuyla bağdaşmayan haksızlıklar ortaya çıktı. Peygamberin zamanında, Müslümanlar arasında eşit olarak taksim edilen beytülmal, artık eşit olarak bölünmüyor, bazıları boş sebeplerden dolayı üstün tutuluyordu ve sınıflaşmalar da yeniden hortlatıldı. <br />
    3- Hz. Muhammed'in (s.a.a) döneminde liyakat, ilmi değerler, ahlak ve takva ölçüsünde fertlere verilen makam ve hassas mevkiler, bazı halifelerin kendi akraba ve yakınlarına verildi.<br />
    İşte tam bu sırada Ebu Süfyan oğlu Muaviye, İslamî hükümete sızarak İslam'ın en hassas ve stratejik bölgelerinden biri olan Şam bölgesinin valiliğini ele geçirdi. Bu bölgedeki cahiliyet devri kalıntıları ve posalarının yardımıyla İslam hükümetini tamamen ele geçirmek ve cahiliyetin bütün sünnetlerini hortlatmak için ortam oluşturmaya başladı.<br />
    İşte hortlanan ve cahili atmosfer ve dalga öylesine güçlüydü ki, Ali (a.s) gibi din uğrunda her şeyinden geçen bir insan hilafeti boyunca, Müslümanlara gölge düşüren bu karanlık bulutları dağıtmakla meşgul oldu.<br />
   Bu gayri İslamî canlanış ve bu hortlama öylesine aşikardı ki, buna öncülük edenler bile onu gizleyemiyorlardı.<br />
    Hilafet Ümeyyeoğulları ve Mervanoğullarının eline geçince, Ebu Süfyan tarihî cümlesinde pervasızca şöyle demişti:<br />
    Ey Ümeyyeoğulları! Saltanatı kimseye kaptırmamaya çalışın (saltanat topunu birbirinize pas verin). Andolsun yemin ettiğim şeye ki, cennet ve cehennem diye bir şey yoktur! (Muhammed'in kıyamı, siyasi bir kıyamdan başka bir şey değildir).<br />
Muaviye de Irak'ta musallat olduğu zaman Kûfe'de irad ettiği hutbesinde şöyle demişti:<br />
<br />
    Ben namaz kılmanız ve oruç tutmanız için buraya gelmedim; buraya gelmemin sebebi size hüküm sürmektir, bana muhalefet eden herkesi yok ederim, bilmiş olun!<br />
<br />
    Yezid de Kerbela'da şehit edilen özgür insanların kesik başlarını gördüğünde demişti ki:    Keşke Bedir savaşında öldürülen atalarım burada olsaydı da Haşimoğullarından nasıl bir intikam aldığımı ve bu manzarayı görselerdi.    İşte bu sözlerin tümü, bu gayri İslamî hareketin mahiyeti ve hakikatini ortaya koyan delillerdir. Bu hareket ilerledikçe, daha az aşırı ve şiddet boyutu kazanıyordu.    Aziz İslam dinini tehdit eden ve Yezid'in saltanatı döneminde de son haddine varan bu büyük tehlike karşısında İmam Hüseyin (a.s) nasıl susabilir ve sessiz kalabilirdi?    Bu surette Allah, Peygamber (s.a.a) bütün İslam toplumuna gölge düşüren bu kahredici, öldürücü sessizliği fevkalâde bir fedakarlık ve mutlak bir özveriyle kırmamalı ve Ümeyyeoğullarının tebligatı ardında gizli olan bu cahilî hareketin çirkef yüzünü ortaya çıkarmamalı mıydı?    Hayır, Hüseyin (a.s) gibi biri böyle bir alçaklığa boyun eğemezdi ve bunu da kendi kanıyla İslam tarihinin alnına parlak satırlarla yazdı. Yazdı ki, ebediyetle özleşleşsin ve gelecek nesiller için ölümsüz bir hamaset olsun.    Evet, Hüseyin (a.s) bunu yaptı, İslam karşısındaki büyük ve tarihi risaletini yerine getirdi, Ümeyyeoğullarının gayri İslamî desise ve komplolarını darmadağın, zalimane ve sinsice başlatmış oldukları en son faaliyetlerini de tahrip etti. İşte Hüseyin'in (a.s) kıyamının gerçek yüzü ve hakikatı budur. İmam Hüseyin'in (a.s) ad ve tarihinin de neden unutulmadığını bundan anlıyoruz. İmam Hüseyin (a.s) bir asra, bir nesle ve bir zamana mahsus değildir, O'nun kendisi de hedefi de ebediyet ve ölümsüzlükle özdeşleşmiştir.<br />
<br />
    O, hak, adalet ve özgürlük yolunda Allah ve İslam uğrunda, insanları kurtarmak ve de insanî değerleri ihya etmek doğrultusunda şehadet şerbeti içti. Bu mefhumlar zaman aşamasına uğrayıp eskilebilir mi, bu gerçekler unutulabilir mi?.<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnsanlık tarihinin en canlı ve en heyecanlı hamaset ve yiğitliklerinden biri haline gelen İmam Hüseyin'in (a.s) yaşam tarihinin (kıyamının) önemi, sadece her yıl milyonlarca insanın en güçlü ve hırçın duygu dalgalarını kendi etrafında harekete geçirmesi ve her merasimden daha aktif ve etkili merasimler var etmesi değil, Hüseyin'in (a.s) yaşam tarihinin en önemli boyutunun tertemiz dinî, insanî ve kitlesel duygular olması ve bundan başka da bir etken ve amilin olmamasıdır. Bu tarihî kıyamı anma münasebetiyle gerçekleştirilen görkemli merasim ve gösterilerin hiç mukaddime ve tebliği faaliyete ihtiyacı yoktur ve işte bu yüzden de bu kıyamın özel bir yeri olup, bütün kıyamlar arasında benzerine rastlanılmamaktadır.<br />
    <br />
04/01/2009<br />
<br />
Genelde bu hakikati bilmekteyiz, ancak çoğularının (özellikle de gayri İslamî düşünürlerin) anlayamadığı ve kördüğüm bir bilmece şeklinde kalan bir şey vardır:<br />
Nitelik ve nicelik açısından bir çok benzeri olan bu tarihî vak'aya neden bu kadar önem verilmektedir? Neden bu kıyamı anma merasimleri her yıl bir geçen yıldan daha canlı, daha aktif ve daha coşturucu bir şekilde gerçekleştiriliyor?<br />
    Bugün Emevî sultanlardan ve onların uşaklarından bir haber yokken ve Kerbela olayındaki kahramanların şimdiye kadar unutulması gerekirken, neden Kerbela kıyamı ebediyetle özdeşleşmiştir?<br />
    Bu sorunun cevabını, Kerbela kıyamının asıl hedeflerinde aramak gerek. Zannediyoruz ki, bu meselenin tahlili İslam tarihinden haberdar olan kimseler için zor olmasa gerek.<br />
    Daha açıkçası; kanlı Kerbela olayı, hükümeti ele geçirmek veya toprak elde etmek için çarpışan iki siyasi rakibin savaşına benzemez.<br />
    Kerbela olayı, iki düşman kabilenin kin ve nefretlerinin infilakı neticesinde ortaya çıkan ve üstünlük sağlamak amacıyla gerçekleştirilen bir savaşa da benzemez.<br />
Bu olay, iki fikrî ve itikadî mektebin savaşından apaçık bir sahnedir. İnişli çıkışlı insan tarihi boyunca, en eski zamanlardan bu güne kadar bu savaşın alevi asla sönmemiştir. İşte bu savaş, bütün peygamberlerin ve dünyayı ıslah etmek azminde olan bütün salih kulların savaşının uzantısıdır. Bedir ve Ahzab savaşlarının devamıdır.<br />
    Bildiğimiz gibi, İslam Peygamberi fikrî ve içtimaî bir kıyamın önderi olarak, insanları putperestlik ve hurafelerden, insanların özgürlüğünü cehalet ve zulüm kıskacından kurtarmak için kıyam edip ve bu değişimin gerçekleşmesinde temel rol oynayan mazlum ve ezilmiş kitleleri kendi etrafında topladığında, bu islahî kıyamın muhaliflerine öncülük eden Mekke'nin putperest ve faizci zenginleri kendi saflarını daha bir sıklaştırdılar. Bu nidayı kıstırmak için bütün güçlerini kullandılar. Bu hususta öncülük eden Emevîler idi ve onların başında Ebu Süfyan bulunmaktaydı.<br />
    Ancak, İslam'ın azameti ve insanı hayrete düşüren etkisi karşısında nitekim dize geldiler ve örgütleri tamamen dağıldı.<br />
    Evet, Emevîlerin, İslam'ı yok etmek için kurdukları örgüt dağıldı; ama onların kökü kazılmadı ve bu da onların yaşamındaki bir dönüm noktasıydı. Yenilgiye uğrayan, zayıf, inatçı ve yeminli her düşman gibi bunlar da İslam'ı yok etmek için başlatmış oldukları açık ve zahir faaliyetlerini perde ardından ve gizli bir şekilde yürütmeye başlayıp, uygun bir fırsatın gelesini beklediler.<br />
    Ümeyyeoğulları Peygamberin vefatından sonra halkı, İslam öncesi döneme ve cahiliyet devrine döndürmek için hilafete sızmaya çalışıp peygamberin devrinden uzaklaştıkça hilafete sızma ortamını daha uygun ve elverişli görüyorlardı.<br />
Özellikle Ümeyyeoğullarından olmayan kimselerin, bir takım nedenlerden dolayı bazı cahiliyet sünnet ev geleneklerini yeniden hayat alanına döndürüp ihya etmesi Cahiliyet kıyamı için daha uygun bir ortam hazırlamıştı.<br />
    Yaşam safhasına döndürülen cahiliyet geleneklerinden bazıları şunlardan ibaretti:<br />
    1-İslam'ın iptal ettiği ırkçılık meselesi, bazı halifeler tarafından yeniden gündeme getirilip ihya edildi ve Araplar acemlerden (Arap olmayanlardan) üstün tutuldu.<br />
    2- İslam'ın ruhuyla bağdaşmayan haksızlıklar ortaya çıktı. Peygamberin zamanında, Müslümanlar arasında eşit olarak taksim edilen beytülmal, artık eşit olarak bölünmüyor, bazıları boş sebeplerden dolayı üstün tutuluyordu ve sınıflaşmalar da yeniden hortlatıldı. <br />
    3- Hz. Muhammed'in (s.a.a) döneminde liyakat, ilmi değerler, ahlak ve takva ölçüsünde fertlere verilen makam ve hassas mevkiler, bazı halifelerin kendi akraba ve yakınlarına verildi.<br />
    İşte tam bu sırada Ebu Süfyan oğlu Muaviye, İslamî hükümete sızarak İslam'ın en hassas ve stratejik bölgelerinden biri olan Şam bölgesinin valiliğini ele geçirdi. Bu bölgedeki cahiliyet devri kalıntıları ve posalarının yardımıyla İslam hükümetini tamamen ele geçirmek ve cahiliyetin bütün sünnetlerini hortlatmak için ortam oluşturmaya başladı.<br />
    İşte hortlanan ve cahili atmosfer ve dalga öylesine güçlüydü ki, Ali (a.s) gibi din uğrunda her şeyinden geçen bir insan hilafeti boyunca, Müslümanlara gölge düşüren bu karanlık bulutları dağıtmakla meşgul oldu.<br />
   Bu gayri İslamî canlanış ve bu hortlama öylesine aşikardı ki, buna öncülük edenler bile onu gizleyemiyorlardı.<br />
    Hilafet Ümeyyeoğulları ve Mervanoğullarının eline geçince, Ebu Süfyan tarihî cümlesinde pervasızca şöyle demişti:<br />
    Ey Ümeyyeoğulları! Saltanatı kimseye kaptırmamaya çalışın (saltanat topunu birbirinize pas verin). Andolsun yemin ettiğim şeye ki, cennet ve cehennem diye bir şey yoktur! (Muhammed'in kıyamı, siyasi bir kıyamdan başka bir şey değildir).<br />
Muaviye de Irak'ta musallat olduğu zaman Kûfe'de irad ettiği hutbesinde şöyle demişti:<br />
<br />
    Ben namaz kılmanız ve oruç tutmanız için buraya gelmedim; buraya gelmemin sebebi size hüküm sürmektir, bana muhalefet eden herkesi yok ederim, bilmiş olun!<br />
<br />
    Yezid de Kerbela'da şehit edilen özgür insanların kesik başlarını gördüğünde demişti ki:    Keşke Bedir savaşında öldürülen atalarım burada olsaydı da Haşimoğullarından nasıl bir intikam aldığımı ve bu manzarayı görselerdi.    İşte bu sözlerin tümü, bu gayri İslamî hareketin mahiyeti ve hakikatini ortaya koyan delillerdir. Bu hareket ilerledikçe, daha az aşırı ve şiddet boyutu kazanıyordu.    Aziz İslam dinini tehdit eden ve Yezid'in saltanatı döneminde de son haddine varan bu büyük tehlike karşısında İmam Hüseyin (a.s) nasıl susabilir ve sessiz kalabilirdi?    Bu surette Allah, Peygamber (s.a.a) bütün İslam toplumuna gölge düşüren bu kahredici, öldürücü sessizliği fevkalâde bir fedakarlık ve mutlak bir özveriyle kırmamalı ve Ümeyyeoğullarının tebligatı ardında gizli olan bu cahilî hareketin çirkef yüzünü ortaya çıkarmamalı mıydı?    Hayır, Hüseyin (a.s) gibi biri böyle bir alçaklığa boyun eğemezdi ve bunu da kendi kanıyla İslam tarihinin alnına parlak satırlarla yazdı. Yazdı ki, ebediyetle özleşleşsin ve gelecek nesiller için ölümsüz bir hamaset olsun.    Evet, Hüseyin (a.s) bunu yaptı, İslam karşısındaki büyük ve tarihi risaletini yerine getirdi, Ümeyyeoğullarının gayri İslamî desise ve komplolarını darmadağın, zalimane ve sinsice başlatmış oldukları en son faaliyetlerini de tahrip etti. İşte Hüseyin'in (a.s) kıyamının gerçek yüzü ve hakikatı budur. İmam Hüseyin'in (a.s) ad ve tarihinin de neden unutulmadığını bundan anlıyoruz. İmam Hüseyin (a.s) bir asra, bir nesle ve bir zamana mahsus değildir, O'nun kendisi de hedefi de ebediyet ve ölümsüzlükle özdeşleşmiştir.<br />
<br />
    O, hak, adalet ve özgürlük yolunda Allah ve İslam uğrunda, insanları kurtarmak ve de insanî değerleri ihya etmek doğrultusunda şehadet şerbeti içti. Bu mefhumlar zaman aşamasına uğrayıp eskilebilir mi, bu gerçekler unutulabilir mi?.<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İyi ve Kötü Kadınlar]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=580</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 11:02:19 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=580</guid>
			<description><![CDATA[Kötü Sıfatlı Kadınlar<br />
Ahlaklı ve dindar olmayıp ama zahirde çok güzel olan kadın veya kızlar, genelde kendilerini beğenen, mağrur, eşinin sözünü kulak ardı eden, kocasına hükmetmek isteyen ve her istediğini elde etmeyi amaçlayan, anlaşılması güç kimselerdir.<br />
 <br />
<br />
04-01-2009 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<br />
Bu gibi tipler, aile içerisindeki kendi davranış ve hareketlerini beğenir, diğer aile fertlerininkileriyse küçümser ve onları aşağılar. İşin kötü tarafıysa böyle kadınların, her türlü nefsani isteklere karşı boyun eğen, eğlence düşkünü kimseler oluşudur. Güzelliklerinin verdiği gurur ve kibirle kocalarının yokluğunda, akla gelmeyecek şeyler yapmaları mümkündür. Kocalarında bulamadıkları özellikleri onlara kazandırmak yerine bunu, başka erkeklerde ararlar. Kendileri gibi dünyayı sadece eğlence merkezi olarak bilen birini bulunca da iş pek kötü sonuçlar doğuracak kadar ciddiyet kazanır.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyuruyor:<br />
<br />
Kötü kadınlar, kendi ailesi içinde sevilip sayılmayan, kocasına karşı alçak gönüllü olmayan, kısır olup çocuk doğuramayan (kabilelerden olan), kin güden, günahlara aldırış etmeyen, kocasından kaçan, eşinin gıyabında kendisini süsleyen ve kocasına karşı itaatsizlik gösteren ve kocasından hiçbir mazereti kabul etmeyen kadınlardır. [1]<br />
<br />
      Dinî çerçeve dahilinde ahlâk üstadları kadınların altı özelliği üzerinde durmuşlar ve bu özelliklere sahip kadınlarla evlenmenin iyi ve hayırlı olmayacağı kanısına varmışlardır. Buna göre sıralanan altı özellik şunlardır.<br />
<br />
<br />
1- Ennane, yani hasta olmadığı hâlde hasta hareketleri yaparak iş yapmayan kadınlar.<br />
<br />
2- Mennane, yani kocasını ev işlerinde minnet edecek dereceye getiren kadınlar.<br />
<br />
3- Hennane, yani dul olup ta yeni kocasının yanında eski kocasını daha çok anan, ona ve ondan olan çocuğuna daha fazla ilgi gösteren kadınlar.<br />
<br />
4- Heddake, yani her gördüğüne sahip olmak isteyip de eşini zor durumda bırakan kadınlar.<br />
<br />
5- Berrake, yani bol süslenip bol yemek yiyen ve yalnızlıktan hoşlanan kadınlar.<br />
<br />
6- Şeddake, yani çok konuşan, geveze kadınlar.<br />
<br />
 <br />
<br />
      Yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de buyurduğu ayet gereğince, kötü kadınlar iyi erkeklere ve kötü erkeklerde iyi kadınlara layık değillerdir. Zira, toplum içerisinde kötü şahsiyetler dışlandığı gibi, iyi bir toplumu en üst düzeylere getirebilecek iyi fertlerin yanında bulunan şahıslar, ya onları kendi gibi edip kendilerine çekecekler ya da böylelikle toplumun gitgide gerilemesine ve hatta düzensiz, yıkık bir ortamın meydana gelmesine vesile olacaklardır. Bu da hem toplum hem de toplumu oluşturan fertler için pek büyük bir afet demektir. Hüseyin b. Beşşar-i Vasitî İmam Rıza (a.s)'dan şöyle nakleder:<br />
<br />
      Bir mektup aracılığıyla İmam'a; "Ailem akrabalarımızdan kötü ahlâklı birisiyle beni evlendirmek istiyor, bu konuda sizin fikriniz nedir?" diye sordum. Hazret; "Eğer kötü ahlâklıysa onunla evlenme." diye cevap gönderdi. [2]<br />
<br />
      Araplarca meşhur Esmeî adlı şair bu konuda gördüğü bir olayı şöyle anlatır:<br />
<br />
Mekke'de, sırtında yaşlı bir adam yüklü, yabancı bir çehreyle karşılaştım. Ona; "Sırtındaki senin baban mıdır yoksa büyük baban mı?" diye sordum. Derin bir ah çekerek şöyle cevap verdi: "Ne babam, ne de büyük babamdır. Sırtımda gördüğün şu zavallı benim oğlumdur." dedi. Şaşırdım, böyle bir şeyin nasıl mümkün olabileceğini sordum. "Oğlum, kötü huylu ve rezil karısı yüzünden bu duruma düştü." diye cevap verdi. [3]<br />
<br />
      Yukarıdaki olay her ne kadar inanılmaz görülse de gerçektir. Zira gerçekten de dert ve keder insanın yaşlanmasında yer alan en önemli etkenlerdendir.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
Hüzün ve keder yaşlılığın yarısını doğurur.<br />
<br />
       İşte bu vesileyle gençlere hitaben şunu söylememiz gerekecektir ki: Şüphesiz insan hayatında pek mühim yeri olan eşi seçerken, bunları da göz önüne getiriniz. Aksi tak-dirde bu duruma düşmemek insanın kendi elinde değildir.<br />
<br />
      İmam Sadık (a.s); "Müminin en şiddetli ve vurucu düşmanı kötü eştir."  diye buyurmuştur.[4]<br />
<br />
İmam Ali (a.s) da bu konuda şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    En kötü kadınlar, kocalarının cinsel isteklerine karşı itaatsizlik gösterenlerdir. [5]<br />
<br />
Resul-i Ekrem (s.a.a) de bir keresinde halka yönelik şöyle buyurdu:<br />
<br />
     "Ey halk, çöplüğe benzer yerlerde yeşeren kimselerden uzak durun." Sonra halk, "Çöplükte yeşeren kimlerdir?" diye sorunca da; "Onlar kötü ailelerde yetiştirilen güzel kızlardır." şeklinde cevap verdiler. [6]<br />
<br />
      Ehlibeyt'ten elimize ulaşan hadislerden, cahil kadınlarla evlenmenin iyi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu konuda İmam Cafer Sadık (a.s) Hz. Ali (a.s)'dan şöyle nakletmiştir:<br />
<br />
      Cahil eşlerle evlenmeyiniz. Zira onunla edilen sohbet bela, ondan olan çocuksa hayırsızdır." [7]<br />
<br />
       Şimdiye kadar okuduğunuz tüm bu sıfatlar, kadının ruhuna yerleşen sıfatlardan kaynaklanır. İnsanların bu tür hareket ve eylemlerinin kaynağı, ruhsal niteliklerdir.<br />
<br />
       Kötü ruhî sıfatlardan biri de aşırı kıskançlıktır. Kıskançlık duygusu her insanda vardır. Yani doğaldır. Ancak bir de her insanda olmayan, haset ve kin cinsine kaçan bir tür kıskançlık vardır. İşte insanda olmaması gerekende bu tür kıskançlıktır. Bir yuvanın huzur ve rahatlığı için huzur bozucu bu özelliğin orada doğuşu bir nevi afet veya beladır. Bu özellik, insanı büyük günahlara iten etkenlerin başında gelir.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1]- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:1, b:7, h:1.<br />
<br />
 [2]- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:1, b: 30, h: 1.<br />
<br />
 [3]- Gülzar-ı Necefî, s.23.<br />
<br />
 [4]- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:1, b: 4, h:4.<br />
<br />
 [5]- Gurar'ul-Hikem, s. 433.<br />
<br />
 [6]- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:7, h: 7.<br />
<br />
 [7]- Urvet'ul-Vuska, c.2, s.799.<br />
<br />
Kaynak: tebyan<br />
 <br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kötü Sıfatlı Kadınlar<br />
Ahlaklı ve dindar olmayıp ama zahirde çok güzel olan kadın veya kızlar, genelde kendilerini beğenen, mağrur, eşinin sözünü kulak ardı eden, kocasına hükmetmek isteyen ve her istediğini elde etmeyi amaçlayan, anlaşılması güç kimselerdir.<br />
 <br />
<br />
04-01-2009 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<br />
Bu gibi tipler, aile içerisindeki kendi davranış ve hareketlerini beğenir, diğer aile fertlerininkileriyse küçümser ve onları aşağılar. İşin kötü tarafıysa böyle kadınların, her türlü nefsani isteklere karşı boyun eğen, eğlence düşkünü kimseler oluşudur. Güzelliklerinin verdiği gurur ve kibirle kocalarının yokluğunda, akla gelmeyecek şeyler yapmaları mümkündür. Kocalarında bulamadıkları özellikleri onlara kazandırmak yerine bunu, başka erkeklerde ararlar. Kendileri gibi dünyayı sadece eğlence merkezi olarak bilen birini bulunca da iş pek kötü sonuçlar doğuracak kadar ciddiyet kazanır.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyuruyor:<br />
<br />
Kötü kadınlar, kendi ailesi içinde sevilip sayılmayan, kocasına karşı alçak gönüllü olmayan, kısır olup çocuk doğuramayan (kabilelerden olan), kin güden, günahlara aldırış etmeyen, kocasından kaçan, eşinin gıyabında kendisini süsleyen ve kocasına karşı itaatsizlik gösteren ve kocasından hiçbir mazereti kabul etmeyen kadınlardır. [1]<br />
<br />
      Dinî çerçeve dahilinde ahlâk üstadları kadınların altı özelliği üzerinde durmuşlar ve bu özelliklere sahip kadınlarla evlenmenin iyi ve hayırlı olmayacağı kanısına varmışlardır. Buna göre sıralanan altı özellik şunlardır.<br />
<br />
<br />
1- Ennane, yani hasta olmadığı hâlde hasta hareketleri yaparak iş yapmayan kadınlar.<br />
<br />
2- Mennane, yani kocasını ev işlerinde minnet edecek dereceye getiren kadınlar.<br />
<br />
3- Hennane, yani dul olup ta yeni kocasının yanında eski kocasını daha çok anan, ona ve ondan olan çocuğuna daha fazla ilgi gösteren kadınlar.<br />
<br />
4- Heddake, yani her gördüğüne sahip olmak isteyip de eşini zor durumda bırakan kadınlar.<br />
<br />
5- Berrake, yani bol süslenip bol yemek yiyen ve yalnızlıktan hoşlanan kadınlar.<br />
<br />
6- Şeddake, yani çok konuşan, geveze kadınlar.<br />
<br />
 <br />
<br />
      Yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de buyurduğu ayet gereğince, kötü kadınlar iyi erkeklere ve kötü erkeklerde iyi kadınlara layık değillerdir. Zira, toplum içerisinde kötü şahsiyetler dışlandığı gibi, iyi bir toplumu en üst düzeylere getirebilecek iyi fertlerin yanında bulunan şahıslar, ya onları kendi gibi edip kendilerine çekecekler ya da böylelikle toplumun gitgide gerilemesine ve hatta düzensiz, yıkık bir ortamın meydana gelmesine vesile olacaklardır. Bu da hem toplum hem de toplumu oluşturan fertler için pek büyük bir afet demektir. Hüseyin b. Beşşar-i Vasitî İmam Rıza (a.s)'dan şöyle nakleder:<br />
<br />
      Bir mektup aracılığıyla İmam'a; "Ailem akrabalarımızdan kötü ahlâklı birisiyle beni evlendirmek istiyor, bu konuda sizin fikriniz nedir?" diye sordum. Hazret; "Eğer kötü ahlâklıysa onunla evlenme." diye cevap gönderdi. [2]<br />
<br />
      Araplarca meşhur Esmeî adlı şair bu konuda gördüğü bir olayı şöyle anlatır:<br />
<br />
Mekke'de, sırtında yaşlı bir adam yüklü, yabancı bir çehreyle karşılaştım. Ona; "Sırtındaki senin baban mıdır yoksa büyük baban mı?" diye sordum. Derin bir ah çekerek şöyle cevap verdi: "Ne babam, ne de büyük babamdır. Sırtımda gördüğün şu zavallı benim oğlumdur." dedi. Şaşırdım, böyle bir şeyin nasıl mümkün olabileceğini sordum. "Oğlum, kötü huylu ve rezil karısı yüzünden bu duruma düştü." diye cevap verdi. [3]<br />
<br />
      Yukarıdaki olay her ne kadar inanılmaz görülse de gerçektir. Zira gerçekten de dert ve keder insanın yaşlanmasında yer alan en önemli etkenlerdendir.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
Hüzün ve keder yaşlılığın yarısını doğurur.<br />
<br />
       İşte bu vesileyle gençlere hitaben şunu söylememiz gerekecektir ki: Şüphesiz insan hayatında pek mühim yeri olan eşi seçerken, bunları da göz önüne getiriniz. Aksi tak-dirde bu duruma düşmemek insanın kendi elinde değildir.<br />
<br />
      İmam Sadık (a.s); "Müminin en şiddetli ve vurucu düşmanı kötü eştir."  diye buyurmuştur.[4]<br />
<br />
İmam Ali (a.s) da bu konuda şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    En kötü kadınlar, kocalarının cinsel isteklerine karşı itaatsizlik gösterenlerdir. [5]<br />
<br />
Resul-i Ekrem (s.a.a) de bir keresinde halka yönelik şöyle buyurdu:<br />
<br />
     "Ey halk, çöplüğe benzer yerlerde yeşeren kimselerden uzak durun." Sonra halk, "Çöplükte yeşeren kimlerdir?" diye sorunca da; "Onlar kötü ailelerde yetiştirilen güzel kızlardır." şeklinde cevap verdiler. [6]<br />
<br />
      Ehlibeyt'ten elimize ulaşan hadislerden, cahil kadınlarla evlenmenin iyi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu konuda İmam Cafer Sadık (a.s) Hz. Ali (a.s)'dan şöyle nakletmiştir:<br />
<br />
      Cahil eşlerle evlenmeyiniz. Zira onunla edilen sohbet bela, ondan olan çocuksa hayırsızdır." [7]<br />
<br />
       Şimdiye kadar okuduğunuz tüm bu sıfatlar, kadının ruhuna yerleşen sıfatlardan kaynaklanır. İnsanların bu tür hareket ve eylemlerinin kaynağı, ruhsal niteliklerdir.<br />
<br />
       Kötü ruhî sıfatlardan biri de aşırı kıskançlıktır. Kıskançlık duygusu her insanda vardır. Yani doğaldır. Ancak bir de her insanda olmayan, haset ve kin cinsine kaçan bir tür kıskançlık vardır. İşte insanda olmaması gerekende bu tür kıskançlıktır. Bir yuvanın huzur ve rahatlığı için huzur bozucu bu özelliğin orada doğuşu bir nevi afet veya beladır. Bu özellik, insanı büyük günahlara iten etkenlerin başında gelir.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1]- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:1, b:7, h:1.<br />
<br />
 [2]- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:1, b: 30, h: 1.<br />
<br />
 [3]- Gülzar-ı Necefî, s.23.<br />
<br />
 [4]- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:1, b: 4, h:4.<br />
<br />
 [5]- Gurar'ul-Hikem, s. 433.<br />
<br />
 [6]- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:7, h: 7.<br />
<br />
 [7]- Urvet'ul-Vuska, c.2, s.799.<br />
<br />
Kaynak: tebyan<br />
 <br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkiye Ehlibeyt Alimlerinden basın açıklaması....]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=579</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 10:55:22 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=579</guid>
			<description><![CDATA[Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
 <br />
<br />
Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.<br />
<br />
 (Kur&#8217;an-ı Kerim 26/227.)<br />
<br />
 <br />
<br />
Direnişe selam!<br />
<br />
İslam dünyası yas ve matem ayı Muharrem&#8217;in girişiyle bu yıl çifte hüzün yaşamaktadır.<br />
<br />
Gasıp Siyonist rejim tarafından mazlum Filistin halkına reva görülen yarım asrı aşkın zulüm ve cinayetler, bugünlerde, duyarsız ve satılmış bazı İslam ülkeleri yöneticilerinin vurdumduymazlık ve hıyanetlerinin yanı sıra büyük şeytan Amerika'nın koşulsuz desteğiyle artarak devam etmektedir.<br />
<br />
Bu insanlık dışı soykırım hareketi, tüm dünyanın gözleri önünde sergilenirken, özellikle insani değerlerden uzaklaşmış batı dünyası manidar bir sessizliğe gömülmüş duruşuyla dolaylı olarak Siyonistlerin cinayetlerini onaylamaktadır. Mazlum insanların haklarını korumakla görevli sözde BM ve insan hakları kuruluşlarının taraflı oluşları bir kez daha gözler önüne serilmiştir.<br />
<br />
İslam ulemasının büyük ekseriyeti ise maalesef iktidarların sultası altında esir olmuş, bağlı oldukları iktidarlardan farklı bir yanları kalmamıştır. İslam ülkelerinin uyanıp onur ve izzetlerini geri kazanmaları için daha nasıl bir musibet beklenmektedir? İslam ulemasının ayağa kalkıp hakkı haykırmaları için kaç milyon mazlumun zalimlerin, canilerin, Siyonistlerin ayakları altında ezilmeleri gerekiyor acaba? Kaç ülkenin işgal edilmesi gerekiyor? Yetmedi mi bunca kan ve gözyaşı?<br />
<br />
Biz Türkiye Ehlibeyt Âlimleri olarak bu vahşice cinayetleri şiddetle kınıyor, tüm özgür insanları Büyük Şeytan ABD ve uşaklarından uzak durmaya ve onları tel'in edip komplolarına karşı uyanık davranmaya davet ediyoruz. Gasıp Siyonistlere karşı asgari yapabileceklerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz:<br />
<br />
1. Başta Büyük Şeytan ABD ve piyonu Siyonist İsrail'in, cinayetleri ve sinsi planları kamuoyuna anlatılmalı ve özellikle işbirlikçilerle hiçbir sonuca gidilemeyeceği Müslüman camiaya açıklanmalıdır.<br />
<br />
2. Siyonistlere ve yardımcılarına çok boyutlu ambargo uygulanmalıdır.<br />
<br />
a. İsrail ve ona yardım eden şirketlerin ürünleri boykot edilmeli ve onlarla herhangi bir ticari ilişkiye girilmemelidir.<br />
<br />
b. İsrailli turistlere tur hizmeti vermeyerek onların Gazze'ye uyguladığı ambargoya misilleme yapılmalı ve sözde İslami tur şirketlerinin derhal Kudüs ziyaretlerini programlarından çıkarıp İsrail diye bir rejimi tanımadıklarını kamuoyuna deklere etmelidirler.<br />
<br />
c. Kahrolsun İsrail, Kahrolsun Amerika sloganı yaygınlaştırılmalıdır.<br />
<br />
d. Filistin halkına yapılan yardımlara aktif şekilde katılıp "Yaşasın Direniş", "Direnişe Selam" sloganları zikir haline getirilmelidir.<br />
<br />
3. Mazlum Filistin halkı ile kardeş olan Anadolu insanını temsil eden hükümetin ise şu konulara dikkat etmesini, aksi halde siyasi olarak bu yükümlülüğün altında kalacağını da kendilerine hatırlatıyoruz.<br />
<br />
a. İsrail'le geçmiş hükümetler tarafından ve şimdiki hükümet tarafından yapılmış, özellikle askeri antlaşmaların iptal edilmesini veya en azından askıya alınmasını, İsrail&#8217;le olan son 30 yıllık ilişkilerin ise şeffafça kamuoyu ile paylaşılmasını istiyoruz.  <br />
<br />
b. TBMM bünyesinde kurulmuş &#8220;İsrail dostluk gurubun&#8221; derhal feshedilmesine, Telaviv&#8217;de Türk halkını temsilen bulunan büyükelçinin geri çağrılmasını ve Türkiye&#8217;de görev yapan İsrail büyükelçisi ve konsolosunun sınır dışı edilmesini istiyoruz.  <br />
<br />
Saygılarımızla kamuoyuna duyurulur.<br />
<br />
30/12/2009 İstanbul<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
 <br />
<br />
Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.<br />
<br />
 (Kur&#8217;an-ı Kerim 26/227.)<br />
<br />
 <br />
<br />
Direnişe selam!<br />
<br />
İslam dünyası yas ve matem ayı Muharrem&#8217;in girişiyle bu yıl çifte hüzün yaşamaktadır.<br />
<br />
Gasıp Siyonist rejim tarafından mazlum Filistin halkına reva görülen yarım asrı aşkın zulüm ve cinayetler, bugünlerde, duyarsız ve satılmış bazı İslam ülkeleri yöneticilerinin vurdumduymazlık ve hıyanetlerinin yanı sıra büyük şeytan Amerika'nın koşulsuz desteğiyle artarak devam etmektedir.<br />
<br />
Bu insanlık dışı soykırım hareketi, tüm dünyanın gözleri önünde sergilenirken, özellikle insani değerlerden uzaklaşmış batı dünyası manidar bir sessizliğe gömülmüş duruşuyla dolaylı olarak Siyonistlerin cinayetlerini onaylamaktadır. Mazlum insanların haklarını korumakla görevli sözde BM ve insan hakları kuruluşlarının taraflı oluşları bir kez daha gözler önüne serilmiştir.<br />
<br />
İslam ulemasının büyük ekseriyeti ise maalesef iktidarların sultası altında esir olmuş, bağlı oldukları iktidarlardan farklı bir yanları kalmamıştır. İslam ülkelerinin uyanıp onur ve izzetlerini geri kazanmaları için daha nasıl bir musibet beklenmektedir? İslam ulemasının ayağa kalkıp hakkı haykırmaları için kaç milyon mazlumun zalimlerin, canilerin, Siyonistlerin ayakları altında ezilmeleri gerekiyor acaba? Kaç ülkenin işgal edilmesi gerekiyor? Yetmedi mi bunca kan ve gözyaşı?<br />
<br />
Biz Türkiye Ehlibeyt Âlimleri olarak bu vahşice cinayetleri şiddetle kınıyor, tüm özgür insanları Büyük Şeytan ABD ve uşaklarından uzak durmaya ve onları tel'in edip komplolarına karşı uyanık davranmaya davet ediyoruz. Gasıp Siyonistlere karşı asgari yapabileceklerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz:<br />
<br />
1. Başta Büyük Şeytan ABD ve piyonu Siyonist İsrail'in, cinayetleri ve sinsi planları kamuoyuna anlatılmalı ve özellikle işbirlikçilerle hiçbir sonuca gidilemeyeceği Müslüman camiaya açıklanmalıdır.<br />
<br />
2. Siyonistlere ve yardımcılarına çok boyutlu ambargo uygulanmalıdır.<br />
<br />
a. İsrail ve ona yardım eden şirketlerin ürünleri boykot edilmeli ve onlarla herhangi bir ticari ilişkiye girilmemelidir.<br />
<br />
b. İsrailli turistlere tur hizmeti vermeyerek onların Gazze'ye uyguladığı ambargoya misilleme yapılmalı ve sözde İslami tur şirketlerinin derhal Kudüs ziyaretlerini programlarından çıkarıp İsrail diye bir rejimi tanımadıklarını kamuoyuna deklere etmelidirler.<br />
<br />
c. Kahrolsun İsrail, Kahrolsun Amerika sloganı yaygınlaştırılmalıdır.<br />
<br />
d. Filistin halkına yapılan yardımlara aktif şekilde katılıp "Yaşasın Direniş", "Direnişe Selam" sloganları zikir haline getirilmelidir.<br />
<br />
3. Mazlum Filistin halkı ile kardeş olan Anadolu insanını temsil eden hükümetin ise şu konulara dikkat etmesini, aksi halde siyasi olarak bu yükümlülüğün altında kalacağını da kendilerine hatırlatıyoruz.<br />
<br />
a. İsrail'le geçmiş hükümetler tarafından ve şimdiki hükümet tarafından yapılmış, özellikle askeri antlaşmaların iptal edilmesini veya en azından askıya alınmasını, İsrail&#8217;le olan son 30 yıllık ilişkilerin ise şeffafça kamuoyu ile paylaşılmasını istiyoruz.  <br />
<br />
b. TBMM bünyesinde kurulmuş &#8220;İsrail dostluk gurubun&#8221; derhal feshedilmesine, Telaviv&#8217;de Türk halkını temsilen bulunan büyükelçinin geri çağrılmasını ve Türkiye&#8217;de görev yapan İsrail büyükelçisi ve konsolosunun sınır dışı edilmesini istiyoruz.  <br />
<br />
Saygılarımızla kamuoyuna duyurulur.<br />
<br />
30/12/2009 İstanbul<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[''Kelime ve sözle kınamakla yetinmek, Filistin&#8217;de yaşanan facianın yanında değersiz k]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=578</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 10:51:56 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=578</guid>
			<description><![CDATA[Ayetullah Uzma Seyyid Ali Sistani' den Gazze de yaşanan Siyonist cinayetleri hakkında açıklamalar...  <br />
<br />
29-12-2008 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<br />
  <br />
Iraklı Şii âlim Ayetullah Sistani, katil İsrail&#8217;in Gazze&#8217;deki cinayetlerine karşın Arap ve İslam ülkelerini, sözle kınamanın yerine, somut ve pratik bir girişimde bulunmaya çağırdı.<br />
<br />
 Ayetullah Seyid Ali Sistani katil İsrail&#8217;in Gazze&#8217;de sürdürdüğü cinayetleriyle ilgili bir bildiri yayınlayarak, Arap ve İslam ülkelerini ırkçı İsrail&#8217;in mazlum Filistin halkına karşı cinayetlerini devam ettirmesini engelleyecek somut ve pratik bir takım girişimlerde bulunmaya çağırdı. <br />
<br />
Ayetullah Sistani bu bildirisinde ayrıca, savunmasız Gazze halkının geçen Cumartesi gününden bu yana en zor şartlarda yaşadıklarını ve şu ana kadar yüzlerce Filistinlinin Şehid düştüğü ve 1000&#8217;den fazla insanın yaralandığını hatırlatarak, &#8220;Kelime ve sözle kınamakla yetinmek, Filistin&#8217;de yaşanan krizin yanında değersiz kalıyor&#8221; diye vurguladı<br />
 <br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ayetullah Uzma Seyyid Ali Sistani' den Gazze de yaşanan Siyonist cinayetleri hakkında açıklamalar...  <br />
<br />
29-12-2008 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<br />
  <br />
Iraklı Şii âlim Ayetullah Sistani, katil İsrail&#8217;in Gazze&#8217;deki cinayetlerine karşın Arap ve İslam ülkelerini, sözle kınamanın yerine, somut ve pratik bir girişimde bulunmaya çağırdı.<br />
<br />
 Ayetullah Seyid Ali Sistani katil İsrail&#8217;in Gazze&#8217;de sürdürdüğü cinayetleriyle ilgili bir bildiri yayınlayarak, Arap ve İslam ülkelerini ırkçı İsrail&#8217;in mazlum Filistin halkına karşı cinayetlerini devam ettirmesini engelleyecek somut ve pratik bir takım girişimlerde bulunmaya çağırdı. <br />
<br />
Ayetullah Sistani bu bildirisinde ayrıca, savunmasız Gazze halkının geçen Cumartesi gününden bu yana en zor şartlarda yaşadıklarını ve şu ana kadar yüzlerce Filistinlinin Şehid düştüğü ve 1000&#8217;den fazla insanın yaralandığını hatırlatarak, &#8220;Kelime ve sözle kınamakla yetinmek, Filistin&#8217;de yaşanan krizin yanında değersiz kalıyor&#8221; diye vurguladı<br />
 <br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[imam Humeyni Tam ilmihali]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=577</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 10:42:42 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=577</guid>
			<description><![CDATA[İmam Humeyni (R.A) İlmihalini Okumak İçin Linki Tıklayıniz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İmam Humeyni (R.A) İlmihalini Okumak İçin Linki Tıklayıniz...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İMAM HUMEYNİ(R.A)NİN SÖZLERİ!]]></title>
			<link>http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=576</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 10:34:13 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.zeynebikubra.com/forum/showthread.php?tid=576</guid>
			<description><![CDATA[Bu yazıda İmam Humeyni(r.a)&#8217;nin çeşitli konularda yapmış olduğu konuşmalarından bazı kesitler sunmak istiyoruz.  <br />
<br />
 İMAM HUMEYNİ(r.a)&#8217;NİN SÖZLERİ:<br />
<br />
 İnsan hakları konusunda:<br />
<br />
 &#8220;Gerek basın içerisinde gerek diğer zümreler içerisinde özgürlükten söz eden beyler, özgürlüğü doğru açıklamıyor veya bilmiyorlar.<br />
<br />
Özgürlük her ülkede yasal sınırlar içerisindedir. Halk, kanunları ihlal etmek hususunda özgür değildir. Özgürlüğün anlamı, herkesin bir ülkenin kanunlarının aksine, gönlünün istediği her şeyi yapabilmesi demek değildir.<br />
<br />
Özgürlük bir memleketin yasalarının varlığındadır. İran ülkesi İslami bir ülkedir ve kanunlarıda İslami&#8217;dir.&#8221; <br />
<br />
&#8220;Batıda bulunan insan hakları derneklerine bakın, inceleyin. Bunlar hangi amaçlar ve hangi şahıslar için vardırlar.<br />
<br />
Bunlar, insan haklarını, süper güçlerin haklarıyla birlikte mi değerlendirmek istiyorlar?<br />
<br />
Bunlar süper güçlerdir, süper güçlerin haklarını korumak istiyorlar.<br />
<br />
 &#8220;Dünyanın cehalete gömüldüğü ve Avrupa&#8217;dan hiçbir haberi olmadığı, istibdatla hükmeden iki büyük İmparatorluğun olduğu ve kanun adına hiçbir şeyin olmadığı o zamanlarda İslam, dünya kuvvetlerinin kanunlarını içeren ve onlardan kat kat güzel olan hükümler koydu.<br />
<br />
Savaş konusunda barış konusunda, hükumet, özel yaşam, adab-ı muaşeret, komşu ilişkileri, evlat ve yakın akrabayla olan ilişkiler, belde halkı ve diğer beldeler. Bunlardan başka işlerin muhtaç olduğu hususlar İslam kanunlarında düzenlenmiştir.&#8221;<br />
<br />
 Filistin konusunda:<br />
<br />
 &#8220;Şimdi Filistin ve Lübnan&#8217;da[1] müslüman kardeşlerimiz İsrail&#8217;in insanlık dışı kuşatması ve saldırısı altındalar. Allah korusun eğer İsrail o savaş meydanında zafere ulaşırsa, saldırısını diğer ülkelere kadar genişletecektir.&#8221;<br />
<br />
&#8220;İslam milleti insani vazifenin gereği, kardeşliğin akli ve İslami vazifenin gereği olarak, bu emperyalizim uşağının köklerini yok etmek konusunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmamakla yükümlüdür. İsrail aleyhine savaşan kardeşlerine maddi ve manevi yardım; ilaç ve gıda gödererek yardım etmelidir.&#8221;<br />
<br />
 İslam konusunda:<br />
<br />
 &#8220;İslam siyasetten ayrı değildir. İslam dğer dinler gibi değil ki dua ve zikirden ibaret olsun. İslam&#8217;ın siyaseti diğer hükümleriyle birliktedir. Ve ben de siyasi müdahalede bulunuyorum.<br />
<br />
 İslam ülkelerinde, kirli eller, Şiiler ve Sünniler arasında ihtilaf yaratıyorlar. Bunlar ne Şii nede Sünnidirler. Bunlar emperyalizmin elleridir. İslam üklelerini ellerimizden almak istiyorlar.[2]<br />
<br />
 &#8220;Müslümanların temel sorunu Kur&#8217;an ve İslam&#8217;dan uzak olmalarıdır. Eğer Müslümanlar Allah-u Teala&#8217;nın buyurduğu &#8216;Allah&#8217;ın ipine sımsıkı topluca sarılın bölünmeyin&#8217; emrine göre bu bir tek emr ve nehye doğrultusunda bile hareket etselerdi bütün sorunları; siyasi, sosyal, iktisadi sorunlar hallolurdu. Hiçbir güç onlara karşı koyamazdı.&#8221;<br />
<br />
 Bilinçli olarak ileri gidin. Kur&#8217;an, İslam ve ülke için hizmet edin. Bütün İran ve İslam ülkeleri İslami bir topluluktur. Bundan dolayı hepimiz İslam için birlikte olmamız gerekir.<br />
<br />
Bu İslami topluluklardan her biri, İmam-ı Zaman&#8217;nın liderliğindeki büyük İslam toplumundan bir şubedir.&#8221;<br />
<br />
 Alimler ve Siyaset konusunda:<br />
<br />
&#8220;İnsanlık tarihinin başlangıcından beri peygamberler ve alimler zalim sultanlara ve hükumetlere karşı kıyam etmek ve savaşmakla görevliydiler.<br />
<br />
Acaba onlar, siyasi işlere karışmanın Ruhani bir kişinin görevi olmadığını bilmiyorlarmıydı?!&#8221;<br />
<br />
 &#8220;İslam uleması İslam&#8217;ın açık hükümlerini korumakla yükümlüdür. İslam ülkelerinin bağımsızlıklarını desteklemeleri gerekir. Zulüm ve baskılardan nefret ettiklerini açıklamaları gerekir. İslam ülkelerinin bağımsızlıkları aleyhine ve İslam düşmanları ile yapılan antlaşmalara karşı nefretlerini açıklamalıdırlar.&#8221;<br />
<br />
 &#8220;Ben burada oturup tesbih çeken mollalardan değilim. Ben Papa değilim ki, Pazar günleri ayin yapıp, diğer vakitlerde kendim için saltanat süreyim ve diğer işlerle bir ilgim olmasın.&#8221; <br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu yazıda İmam Humeyni(r.a)&#8217;nin çeşitli konularda yapmış olduğu konuşmalarından bazı kesitler sunmak istiyoruz.  <br />
<br />
 İMAM HUMEYNİ(r.a)&#8217;NİN SÖZLERİ:<br />
<br />
 İnsan hakları konusunda:<br />
<br />
 &#8220;Gerek basın içerisinde gerek diğer zümreler içerisinde özgürlükten söz eden beyler, özgürlüğü doğru açıklamıyor veya bilmiyorlar.<br />
<br />
Özgürlük her ülkede yasal sınırlar içerisindedir. Halk, kanunları ihlal etmek hususunda özgür değildir. Özgürlüğün anlamı, herkesin bir ülkenin kanunlarının aksine, gönlünün istediği her şeyi yapabilmesi demek değildir.<br />
<br />
Özgürlük bir memleketin yasalarının varlığındadır. İran ülkesi İslami bir ülkedir ve kanunlarıda İslami&#8217;dir.&#8221; <br />
<br />
&#8220;Batıda bulunan insan hakları derneklerine bakın, inceleyin. Bunlar hangi amaçlar ve hangi şahıslar için vardırlar.<br />
<br />
Bunlar, insan haklarını, süper güçlerin haklarıyla birlikte mi değerlendirmek istiyorlar?<br />
<br />
Bunlar süper güçlerdir, süper güçlerin haklarını korumak istiyorlar.<br />
<br />
 &#8220;Dünyanın cehalete gömüldüğü ve Avrupa&#8217;dan hiçbir haberi olmadığı, istibdatla hükmeden iki büyük İmparatorluğun olduğu ve kanun adına hiçbir şeyin olmadığı o zamanlarda İslam, dünya kuvvetlerinin kanunlarını içeren ve onlardan kat kat güzel olan hükümler koydu.<br />
<br />
Savaş konusunda barış konusunda, hükumet, özel yaşam, adab-ı muaşeret, komşu ilişkileri, evlat ve yakın akrabayla olan ilişkiler, belde halkı ve diğer beldeler. Bunlardan başka işlerin muhtaç olduğu hususlar İslam kanunlarında düzenlenmiştir.&#8221;<br />
<br />
 Filistin konusunda:<br />
<br />
 &#8220;Şimdi Filistin ve Lübnan&#8217;da[1] müslüman kardeşlerimiz